Olpe

Geplaatst door Seyıd Ekecik op Zaterdag 3 november 2018

CIVAKA İSLAMIYA KURDİSTANÊ NİN SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

KURDİSTAN İSLAM HAREKETİ olarak 27 Temuz 9 Ağustos 1993 yılında Kurdistanın özgür dağlarında, Kürd Ülemaları tarfından kurulmuş ve yapılan kongre ile, Hereketa Îslamî ya Kurdîstan ê olarak resmileştirmiştir. Bu zorlu ve çetin mücadelede doğru İslami çizgiyi ve Kürd halkının, haklı islami, insani ve meşru davasında onlarca Alimini şehid vermiştir.

13 yıl sonra toplanan 2’inci kongremiz Hareketa İslamiya Kurdistan ê ismini Civaka İslamiya Kürdistan olarak değiştirmiştir.

Kuruluş Kongremizden bu yana Kürdistan’da koşullar giderek değişmiştir. Zalim Saddam rejimi devrilmiş, Esad zalimi büyük darbe almıştır. Başta TC olmak üzere, halkımız aydınlanmış, sömürgeci zalim rejimlerde çürümekle karşı karşıya kalmışlardır. Dünyadaki değişimler, demokratik talep ve istemler, özgürlük haykırışları ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi, ciddi bir gelişim sağlamıştır. Kürt halkının haklarına kavuşması için, bütün toplumsal kesimler yoğun bir mücadele yürütmektedirler.

Değişen dünya gündemi ve koşulları göz önüne alınarak, İŞİD,AKP ve benzeri yapılanmaların ortaya çıkması, dinimize karşı oluşturulan yanlış algılamaların ortadan kaldırılması için, delgelerimiz ve bileşenimiz olağan Kongremiz için, 2 Kasım ve 4 Kasım arası Almanyada toplanmışlardır. Eski çalışmalar ve hizmetler değerlendirilmiş hata ve eksiklikler değerlendirilerek yeni dönem için gerkli çalışmaların zarureti vurgulanmıştır. İnanç ve zihniyet sorunlarının ağırlığı istişare edilmiştir. Siyasal islamcıların islamı kullanarak , islama, müslümanlara ve insanlığa verdiği zararın önüne acilen geçilmesi kananti bütün delegeler tarafından vurgulanmıştır. İslamın ve müslümanlarınm başına bela olan , islamı iktidara bulaştırma hastalığından müslümanları kurtarma çabasının esas işimiz olması gerektiği inancı, delegelerimiz tarafından karar altına alınmıştır. Eski ve geçmiş dönem çalışmalarının muhasebesi yapılırken, yeni dönemde değişimler yapmadan, zihniyet ve güçlü bir Imani duruş sergilemeden, başarılı olabilmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. AKP Erdoğan, Hamaney, Ruhani şahsındaki karşıt İslam çizgisinin teşir edilmesinin gerekliliği müşahede edilmiştir. Bu karşıt islam çizgisine karşı, Kurani ,Sünneti, Akli, Toplumsal, Adil ve Ahlaki İslamın düşünsel ve ameli mücadelesinin derinlikli verilmesi esas mefkure olarak kararlaştırılmıştır.

 

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSATAN Ê eskinin mirası üzerinde, ama yeni koşul ve şartlara göre, hem Dini hemde Milli olarak, bu tarihsel dönemi karşılamak zorundadır. Cemaatimiz üzerine düşen rolü oynamak, Dünyevi ve Uhrevi Sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir. Kürt halkı ve Kürdistan’ın özgürleşmesi, İslam dininin Para, ve İktidar Kullarının elinden alınması, zalim ve tağut rejimleri engellemek içinmücahede edecektir. İslamiyetin gerçek anlamda Asr-ı Saadet dönemine uygun olarak yaşanmasını sağlamaya çalışacaktır. Bu amaç ve gayelerimizi gerçekleştirmek için koşullar ve imkanlar her dönemden daha fazladır. İslamın ve bütün dinlerin özü olan, evrensel ilkeler, İnsan hakları, demokrasi ve özgürlükleri öne çıkarmak, sivil ve demokratik cemaatleri geliştirme temelinde islamiyeti zulüm, ölüm ve iktidarları için kullanan Grup ve devletlere karşı, Vahiy, Akıl, İlim, Adalet ve ihlas, irfanı esas alarak, başta müslüman Kürtler olmak üzere, bütün samimi müslümanları CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN a katılmaya ve çalışmalarını bizlerle beraber sürdürmeye çağırıyoruz.

Bütün inananları Allah’ın kopmaz ipine sarılmaya davet ediyoruz.

“Hep beraber Allah’ın ipine (Kur’an’a) sarılınız. (Grup grup olup) tefrikaya düşmeyiniz. Birbirinize düşmanken Allah kalplerinizi ısındırıp nimetiyle kardeş olduğunuz ve ateşten bir tehlike çukuru kenarı üzerinde iken Allah’ın sizi ondan kurtardığı anı hatırlayınız.” (Ali-İmran,103)

 

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN Ê delegeleri 2 ve 4 Kasım tarihinde Almanyada toplanmışlardır. Avrupanın ve Kürdistanın yüzlerce âlimi ve şahsiyeti bu kongrede yoğun münakaşalar ve istişarelerde bulunmuşlardır. Bu münakaşa ve istişarelerden yararlanan Kongremiz aşağıdaki hususları basınla ve kamuoyuyla paylaşmayı uygun görmüştür:

-Hz. Peygamber’den Hz. Ali’nin vefatına kadarki süreçte uygulanan demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal adaletçi, ekolojist ve ahlaki bir İslam anlayışı hâkim iken; maalesef Emevilerle birlikte köleleştirici, cariyeleştirici, cinsiyetçi, sınıfsal ayrıştırıcı, kabileci, ırkçı ve saltanatçı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu anlayış sadece Emeviler Dönemiyle sınırlı kalmamıştır. Bilakis, bir yandan Haricilik-Neoselefilik- Vehabilik-Şiicilik ve IŞİD, AKP seyir çizgisiyle; bir yandan da Fars-İslam, Arap-İslam ve Türk-İslam gibi sentezlerle günümüzü de etkisi altına almıştır. Din adına yürütülen bu yönetim biçimleri Müslümanların coğrafyasına kan, gözyaşı ve yıkım dışında bir şey getirmemiştir. İşte,

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN Ê böyle bir çarpık ve sapkın anlayışa dur deme Vahye, İlme ,Ahlaka ve Maneviyata tekrar dönme ihtiyaçlarını karşılamak için 2 yılda bir meşverete ve liyakata dayalı Kongreler yapmaktadır.

CIVAKA İSLAMIYA KURDİSTAN Ê “Medine Sözleşmesi” temelinde tekçiliğe karşı çoğulculuğu savunmakta ve farklılıkların bir arada eşit yaşama tecrübesi olarak bu sözleşmeyi çağını aşan üstün bir model olarak görmektedir. Zira bu sözleşmede etnik, dil, din ve inanç açısından birbirinden farklı olan toplumsal gruplar kendi isimleriyle tescil edilmiş, daha birinci maddede bu kesimlerin tümü için “ümmet” kavramı benimsenmiş, bu gruplara lokal ve genel savunma hak ve sorumluluğu verilmiş, her kes kendi din ve inancında serbest bırakılmış ve aynı çatı altında yerel otonomi hakkı tanınmıştır. CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN Ê başta Kürd ve Kürdistan sorununun çözümü olmak üzere, toplumsal sorunların çözümlenmesinde bu sözleşmenin esas alınması gerektiğine inanmaktadır. Kongremiz bu bağlamda Kürd ve Kürdistan sorununun barış, adalet ve eşitlik temelinde bir an önce çözüme kavuşturulması için tarafları yeniden müzakereye ve çatışmalı süreçleri sona erdirmeye davet etmektedir.

-CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN

“Ey iman edenler, hep birlikte barış dairesine girin!” (Bakara 208) ayetinden hareketle Müslüman toplum, millet ve devletleri halklarıyla barışık olmaya davet etmektedir. İslam ile barış arasında semantik bir bağ vardır. Zira İslam barış anlamına gelen “selam”dan türemiştir. Ancak adı barış olan bir din daha çok savaşla anılır olmuş ve bir bakma onun adı olan barış ortadan kaldırılmıştır. Özellikle Batı Dünyasında ortaya çıkan ve yaygın bir şekilde dile getirilen “İslamî kökten dincilik”, “fanatizm” ve “İslamî terörizm” gibi söylemler bu barış dinini şiddet dini hâline getiren ve yaptıklarıyla İslam’ın barışçıl imajını zedeleyen bazı akımlar yüzünden kötü bir propagandaya zemin oluşturmuştur.

-CEMAATİMİZ Müslüman toplum, millet ve devletleri aralarında çıkan çatışma ve savaşları şu ayetin hükmüne göre çözmeye davet etmektedir: “Eğer müminlerden iki kesim savaşırsa bu kardeşlerinizi barıştırın. Şayet buna rağmen biri öbürüne karşı saldırılarına devam ederse Allah’ın emrine dönünceye kadar siz de saldırgan tarafla mücadele ediniz!” (Hucurat: 49/9) Görüldüğü gibi ayete göre iki Müslüman grubun çatışmaya girmesi halinde diğer Müslümanlara düşen, bunların arasını bularak uzlaşmalarını sağlamaktır. Çatışan iki gruptan biri anlaşmaya yanaşmaz ve saldırganlığını devam ettirirse, diğerlerinin barışı sağlamak için o grupla mücadele etmesi öngörülmektedir.

CEMAETIMIZ Islam adına insan katletmenin islamda yeri yoktur prensibine inanmaktadır.

‘ İşte bu yüzdendirki İsrailoğullarına şöyle yazmıştık: Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere)bir Cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmekteler.’ ( Maide 32)

Kuran bunu söylerken, bu din ve Kuran adına harket ettiğini söyleyenler, Afrin, Sur, Cizre, Gever, Nusaybin, Varto, Hezex, Şengal, Kerkük, Yemen,

Paris, Brüksel, Londra, Madrid ve dünyanın diğer yerlerinde, İslam adına sivil ve günahsız insanları katletmeyi sürdürenleri, islam karşıtı ve İslam düşmanları olarak görmekte, bu anlayış ve davranışları şiddetle kınamaktadır.

-CEMAATİMİZ çatışmalarda öldürülen kimselerin cenazelerine ve bu cenazelerin defnedildiği kabristanlara saygısızlık ve işkence yapmayı şiddetle kınamaktadır. Biliyoruz ki Hz. Peygamber müşriklerin ölülerine merhametle davranmış ve onların Müslümanlara yaptıkları insanlık dışı muameleyi Müslümanların onlara yapmasını yasaklamıştır.

-CEMAATİMİZ “dinde zorlama yoktur” (Bakara: 2/256) ve “Allah isteseydi sizi tek ümmet yapardı” ayetleri doğrultusunda insanları belli bir din ve inanca zorlamayı doğru bulmamakta; farklı din ve inanç mensuplarının kendi din ve inançlarını özgür bir şekilde yaşamalarını savunmaktadır. Çünkü zorla İslamlaştırılanlardan kendilerine ve ümmete bir hayır gelmeyeceği ve insanları ölümle tehdit ederek Müslüman yapmanın toplumda münafık sayısını arttırmaktan başka bir sonuç vermeyeceği bilinmektedir.

-CEMAATİMİZ e göre Savaş Müslümanın temenni edeceği bir şey değildir. Zira savaş amaç değil, ancak zaruret ortaya çıktığında başvurulan bir araçtır. Böyle bir araca başvurmanın meşru olması ve dolayısıyla İslam’ın buna izin vermesi için bazı nedenlerin olması gerekir ki bu nedenlerden iki tanesi şunlardır:

1)Zulme maruz kalmak: Kur’an zulme maruz kalanların kendilerini savunmak için savaşmalarını meşru kılmaktadır. Bunu meşru kılan ayet şudur: “Zulme maruz kalanlara hakları çiğnendiği için savaş izni verildi. Allah’ın onlara yardım etmeye kesinlikle gücü yeter. Onlar, ‘Rabbimiz Allah’tır’ dediler diye haksız yere yurtlarından çıkarıldılar”. (Hac: 22/39-40)

2)Karşı tarafın savaş açması: Böyle bir durumda savunma bağlamında savaşmanın meşru, hatta gerekli olduğunu bildiren ayet şudur: “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın fakat aşırı gitmeyin/haddi aşmayın, zira Allah aşırı gidenleri sevmez”. (Bakara:2/190). İslamî kaynaklara göre ayette dikkat çeken “aşırı gitmeyin/haddi aşmayın” talimatından maksat sivil dokunulmazlığı olan kadın, çocuk, yaşlı ve din adamlarını öldürmemek; ağaç kesmemek ve hayvanlara zarar vermemektir.

– CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN İslam adına insan yakmayı ve kafa kesmeyi, Ağaç kesmeyi, doğaya ,tarihi mekanlara zarar vermeyi, İbadethane ve kabristanları tahrip etmeyi red etmektedir

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN her türlü ırkçılığı ve asimilasyonu Allah iradesine ve Kur’an’a karşıtlık olarak kabul eder. Dillerin ve renklerin hor görülmelerini cahiliye adetleri diye telakki eder. Zira bir ayette ‘’Onun ayetlerinden biri de dillerinizin ve renklerinizin ayrı ayrı olmasıdır.’’ (Rum Suresi 22) denilmektedir.

İslam diyarında kahir ekseriyeti Müslüman olan 40 milyon Kürt milletinin hala dillerinin eğitim dili olmaması, yasaklanması, resmiyete kavuşmaması bir vebal olarak biz bütün Müslümanların boynunda durmaktadır. Başta Kürt dili ve lehçeleri olmak üzere bütün dillerin Allah’ın ayetleri olduğundan hareketle serbest bırakılmaları ve bu dillerin gelişmesi için gerekli çaba ve hassasiyetin bütün Müslümanlar tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Bu manada tek Bayrak, tek Millet, tek vatan ve tek dil safsatalarını Kuran ve Allah karşıtlığı olarak görür.

CEMAATİMİZ asimilasyon gibi

otoasimilasyona da karşı çıkmaktadır. Bu bağlamda bütün imam, hatip ve vaizlerimizin kendi anadilleri ile vaaz ve hutbelerini vermelerini önemsemektedir.

 

CEMAETİMİZ Kürtlere anadille eğitim ve kendini yönetme hakkının verilmesini hem insanî hem de İslamî bir hak olarak görmekte, bunun için gösterilen direnişi meşru kabul etmekte ve bu bağlamda kimlerle ve hangi parçada olurla olsun bütün Kürt güçleri ve dinamikleri arasında arzulanan birlik ve beraberliğin zaman kaybetmeden sağlanması gerektiğine inanmaktadır.

-Kürtler yaşadıkları coğrafyalarda başta Farslar, Araplar ve Türkler olmak üzere diğer Müslüman kardeşleri ve ümmet adına üzerine düşen her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmişlerdir. Kürt halkı bu milletlerden ve onları yöneten devletlerden de görev ve sorumluluk beklemekte; karşı karşıya kaldığı tekçilik, ırkçılık, mezhepçilik ve benzeri ayrıştırıcı politikalara karşı ümmetin desteğini beklemektedir. Bu bağlamda CEMAETİMİZ kendilerini muhafazakar, dindar ve İslamî gibi vasıflarla takdim eden cemaat, akım, parti, dernek, sendika gibi oluşumların Kürt halkının meşru hakları karşısındaki sessizliklerini anlamakta güçlük çekmekte ve bu sessizliğin islam inancı ile bağdaşmadığını haykırmaktadır.

-Bugün kadına karşı şiddetin en korkunç boyutlarına maalesef İslam aleminde şahit olunmakta; kadın hakları eril, serdest, saraycı ve saltanatçı zihniyetler tarafından ihlal edilmektedir.

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN

“Sizi aynı özden yarattık” (Müminun 12) ayetinden hareketle hak, görev ve sorumluluklar açısından kadın ve erkeği aynı bütünün birer eş parçası olarak kabul etmekte; kadın mücadelesini en önemli mücadele alanı olarak görmektedir. Bu bağlamda IŞİD terör örgütü ve benzeri güçlerin kadına yönelik tecavüzcü ve cariyeleştirici zihniyetini İslam’a en büyük hakaret olarak görmekte ve bunu şiddetle kınamaktadır. CEMAETİMİZ, toplumun yarısını oluşturan kadınlara gösterilen ayrımcı ve dışlayıcı yaklaşımlara karşı kadınların haklarına kavuşması için mücadele eder.

-CEMAETIMIZ, geleceğimizin teminatı olan gençlerimize her alanda görev, insiyatif ve sorumluluk verilmesini önemsemekte; gençlerimizin medrese ve cemaatler yoluyla pasifize edilmemesine karşı çıkmaktadır. Gençlerimizin üreten, çalışkan, ahlaki kültürel yapılarına ulaşmaları için mücadele ve dinamizmlerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olacaktır.

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN “ekolojik denge”yi büyük bir önemle savunmakta ve bu konuda da Medine Sözleşmesi’ne dikkat çekmektedir. Zira bu sözleşmeyle birlikte Medine Bölgesi ortak vatan olarak kabul edilirken Hz. Peygamber’in görevlendirmesiyle Ka’b b. Malik bu ortak vatanın sınırlarını tespit etmiş ve bu sınırlar içerisinde hem ağaçların kesilip yakılması, hem yeşil otların koparılması ve yakılması, hem de hayvanların avlanması yasaklanarak ekolojik dengenin bozulmasına izin verilmemiş; insanlarla birlikte tüm canlılar için yaşanabilir bir çevre oluşturulmaya çalışılmıştır.

Allah ta ekolojik dengeyi bozmamamız gerektiğini Kuran da belirtmektedir.

‘ Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi ) o koydu. Sakın dengeyi bozmayın’. ( Errahman 7 ve 8)

-CEMAETİMİZ tekelleşme, haksız kazanç ve Kapitalist moderniteyi haksız bir sistem olarak görür. Adil paylaşım ve her kesimin Allah’ın verdiği rızıktan nasiplenmesi için mücadele ettiği gibi, İşçilerin haklarını alabilmeleri için de mücadele eder ve ‘’İşçinin alın teri kurumadan, hakkını veriniz’’ diyen bir peygamberin ümmeti olarak işçileri sömürenlere karşı işçinin yanında yer alır.

-CEMAETİMİZ bölge devletleri ve yönetimlerini Rojava ve Suriye’de Başurda Kürtlerin elde ettikleri haklara saygı göstermelerini, Özellilkle AKP ERDOĞAN ve Hamaneyin saldırganlığını büyük bir zulüm olarak görür Afrin ve Kerkük işgalinin hemen sonlandırılmasını talep eder. ABD ve AVRUPA nın da onlarla her türlü yardımlaşma ve dayanışma içerisine girmelerini acilen talep etmekte ve Filistin’in haklı davasının yanında olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.

CIVAKA ISLAMIYA KURDISTAN Sayın Öcalan’ın, üzerindeki ağır tecridi kınıyor, Kendisiyle birlikte tüm siyasi ve düşünce tutuklularının bir an önce özgürlüklerine kavuşturulmasını talep etmektedîr. Bu tecridin derhal kaldırılarak, savaş politikalarına son verilmelidir. Başta İslam Dünyasının tüm kanaat önderlerini, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm duyarlı uluslar arası güçleri Erdoğanın Kuzey Surıye Rojava ya dönük saldırılarını, katliamcı ve ifsadçı durumu karşısında inisiyatif almaya davet ediyoruz. CEMAETİMİZ İran’dan da acil bir şekilde idamları durdurmasını talep etmektedir.Suriyede Rojava Kuzey Surıye resmi Yönetimi ile görşmeler ile sorunlarını çözüme kavuşturmalıdırlarç

-CEMAETİMİZ aynı zamanda Kürdistan uleması, şeyhleri ve seyitlerine de bir çağrıda bulunma gereği duymaktadır. Bu âlim, şeyh ve seyitlerimizi zalim yönetimlerin Erdoğanın yanında değil; bin yıldan beridir kendilerine maddi-manevi olarak sahip çıkan mazlum Kürt halkının yanında yer almaya ve bu bağlamda Ehmedê Xanî, Şeyh Said, Seyit Rıza, Mela Abdullahê Timoqî, Said Nursî ve Cemaetimizin şehidleri ve benzerlerinin gittikleri yolda yürümeye davet ediyoruz.

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN Ê

 

04.11.2018 Almanya Olpe

 

                                            BINAVÊ XWEDAYÊ KÛ ÇAVKANIYA BEXŞANDIN Û HESKIRINÊYE

 

 

                           RAPORA CIVAKA ISLAMIYA KURDISTANÊ JIBO KONGREYA GIŞTÎ

 

                                                                                                                            01.05.2016. ////// 01.11.2018

 

 

Navê Civaka Îslamiya Kurdîstan-ê ew Naveku, di Rojhelata navîn de, berpirsiyarî û tehlikekî mezin di nava xwede dihebîne. Rojhelata navîn jiberk û derguşa Mirovahiyêye nakokî û pirsgirêkên wê û cewhera nav wêda jî ,kûrtir û aloztirin.

 

Xuşkû Birayên Heja! Delegeyên bi Rumet!!!!

 

Kurdîstan û Rojhelata Navîn heman demê de, warê derketina Olan, Mezheban, Terîqetan, Fikr û Ramnane. Jiber wê çendê, Pevçûn û Şerjî pir alî û dewlemendin. Kurdistan di dîroka Mirovahiyêde cîhekî girîng digre. Mirov kare bêje, Kurdistan bexçê Bawerî û netewane. Cîhê kû Xwedayê cîhanê em têde dane, û bi îradeya kû, ya Xwedaye, kes nikare mudaxelê pê bike, em ji dê û bavekî Kurd dane, pisgirêkên giran u berpirsiyariyên giran li ser milê mejî hatine suwar kirin.

Aliyekî dîtir; Welatê ku Xwedê em liser afirandine, Welatekî jeostratejîk û sererd û binerdê wê gelekî dewlemende. Evjî dihêle kû pirsgirêkên me zêdetir û girantir bin.

Ola me Îslam ji, dinav Civakekî paşveru û tevlîhevda nazil bû. Jixwe Sunnetullaha Xwedêjî ,kijan civak di Cîhanênde ketibe, tevlîhevîyên mezin, nakokiyên bê dawî, zulmû cehalet têda bicîhbe, Xwedayê Cîhanê dinav wê tarîtîyêde Ronahîkî çêdike. Ji xwere pêxemberekî heldibjêre û erkdar dike, dakû Mirovahî cardin rêya rast bibîne u jiyana xwe berdewam bike. Dinav Cehalet, tarîtî û zilma girava Ereban li bajarê Mekkê, mirovahî cara dawî ronahî Ji Xweda girt û jiyana Mirovahî rêya xwe berdewam kir.

 

Ev Ol jime çi daxwaz dike?

 

Xwedayê vê Olê kû Xaliqê mutleqe, dibêje: Ola kû min jiwere hilbijart û navlêkir, navê wê Aramî û Aşitiye. „Min Ola we temam kir ( têde tu kêmu kurî û kêmasî nemaye) Û navê wê min Aşitî u aramî bijart“. (Maide/ 3) Ey gelê Mirovan! dinav Aramî û aşitiyêde, jiyana xwe berdewam bikin. Rizq û Nîmetên kû me dane we, bixwin vexun û bihevre parve bikin. Xwedayê xwe nas bikin û bi bîr bînin. Xweda dibêje ey Muhammed! gazî Mirovan bike ew ola kû min gotiye û heta nehajî min pêxember erkdar kirine wanjî heman tişt gotine: „Ruyê xwe Berê xwe, vegerîne Ola Henîf, Xwedê mirov ser kîjan xwezayê afirandiye xwe biwî rastiyê ve bigre. Di afirandina Xwedê, tu guhertin çênabe. Ola rasteqîn ya rastın eve, lê gelekî Mirov vê rastiyê nizanin“. (Rum 30)

Ew Ola kû Quran behsê dike û hemu Pêxemberanjî pê erkdar dike eve: Ligor Quranê Armancê Olan û Rêberên wan pêxemberan, tenê jibo edaletê bicîh kirin tê nîşandan: Bigotinekî din Ol jibo rakirina Zilm û zordariyê û bicîhkirina edaletê hatine şandin. „ Bê şik me Pêxemberê xwe bi delîlên eşkere rêkirin û biwanre Kitêb (zanebun) û pîvan jî rêkirin, dakû mirov edaletê cîbicîh bikin“. (Hadid 25)

 

Xwedê li gellekî cîhên Qurana pîrozde, em hişyarjî kirine û gotiye gelekî Mirovên xirab û kîret hene, navê min bikar tînin, îftîrayê limin dikin, we dixapînin. Berê wejî min, Nuh, Îdrîs, Îbrahîm, Musa, Îsa jî şiyand, wan jî heman tiştê ku me jitere got ,ya Muhammed, meji wanrejî got. Piştî wan dîsa ew mirovên Xennas û Kîret, Ser navê min xirabî û dînfroşî kirin. Ev gjotina mina dawî jibo mirovahiyêye; Bixwînin, bifikirin, nas bikin, zana bibin, dakû kes ser navê min we nexapîne.

 

Hestû xwesteka hukimkirina, desthelata ser hevdu, nefsa birçî û daxwaza desthelatê, wek olên berê Ola îslamê jî xist nav tevlîheviyek bê sînor. Em karin bêjin; Piştî koça dawî ya Resullulah, Êrîşên ser Ola Îslamê ketin rojevê, û desthilat ji wêcarê binavê Îslamê derket peşiya Mirovahiyê. Ev mirovahî binavê Mesîhîtiyê ku jiwanre dihatin gotin Bizans û Sasaniyê kû Ola Zerdeştiyê bikar dianît, jiber bikar anîna Ol di desthelatêde, mirovahî serdemekî xirab da derbas dibu, Ola îslamê jibo mirovahî carekî din venegere van taritî û xirabiyan, Îslamê Perspekftîvekî nuh, azad û paqij bela dikir. Ev çanda ku di dîroka Mirovahiyêde belav bubu, binavê olperestiya desthelatê liserê mirovahî , Îslamê ev çand çêrand û avêt. Îslamê di gotarên xwe u jiyana Pêxeberê xwede, Wekhevî, edalet, azadî pênase dikir. Jiber van daxwazên xwezayî, Mirovahiya kû li azadî u wekhevî digeriya berê xwe dan Ola Islamê. Sed heyfu mixabin ew sîstemên kû binavê Olan hatibin çêkirin, tenê zilm zordarî u belangazî û mal wêranî li ser însanan ferz kiribun.

Di vê kêliya Dîrokêda Mirovahî xwe li Ola Îslamê girt û Îslam belav bu. Desthilat ket nava Oldarên Îslamê û îslam jî liser dagirkerî û kuştin di dîrokêde hat pêşxistin

Ev tevlihevkirina desthelatê binavê Îslamê heman felaket liser misilmananjî çêkir. Emewî, Abbasî, Osmanî, Şîîtî, Sunnîtî bu maskekî ku desthilatdar, pê Desthelata xwe zêde bikin. Di bin navê Îslamêde. Dagirkerî û Mêtîngerî, gîhîştin heta Macar û Afrika, lê Îslam ne anîn, tenê binavê Îslamê dagirkerî mêtîngerî, tirs û zilm anîn. Evîjî hişt ku di Civakande durutî û Minafiqî pêşbikeve. Cîhê desthelat, zilm û zordarî têdebe Ol Liwê derê tunneye.

Ev felaketa kû em îro jî jiyan dikin, sedemên xwe ên dîrokî evin.

Lewre Ola Îslamê ligor van desthelatan, hat şîrove kirin. Hêza desthelatê ligor xwe Çandekî nivîskî u emelî çêkir. Fetwa û şîroveyên Olî ligor desthelatan hatin pêşxistin u bun qanun. Îslama Xwed,ê û Pêxember hatin yekalî kirin û Îslam binavê Saltanat u desthelatê di herikandina Dîrokêde rol leyîst. Jiber van sedeman alîkêde Rêberên ola Îslamê yên rast û dürüst hatin qetilkirin û bêdengkirin, alîkî dîtirjî liderve ser navê Ola Îslamê dagirkerî bixwer anî. Ev Mîrasa han, bu kuştin û malwêranî. Eger em bala xwe bidin, ênkû îro binavê Îslamê deng dikin, bê îstîsna hemu doza desthelatê dikin. Desthelat buye pênceşêr û Îslamê dikuje. Wek Civaka Îslamiya Kurdîstanê herî zêde gere bivê zîhnîyet u hişmendiyêre tekoşîn bihata / were kirin. Ev tekoşîn dinav medejî di astekî bilind û şiklekî cîddî ger were dayîn. Desthilat nexweşîye û bi hemu mirovanreye, ev nexweşî gere liser her nefsê kû rêberiyê dike, were dermankirin û tedbîrên erênî û perwerdeyî werin girtin.

Civaka Îslamiya Kurdîstanê di vê derbarêde karekî bitemamî pêşnexistiye.

Ev xirabî û nebaşîyên ku dibin navê Ola mede tên kirin, Civak gere biba bersiv û berpirsiyariya xwe bicîh bianiya. Me wek Civak tekoşînekî xurt dinav xwe u derdora xwede, dijî vê zîhnîyetên xirab dervayî exlaq u dîn neda. Hêlekî me binavê Olî, kevneperestî û çanda seltenetê, da jijyankirin, hêlekî dinjî karê pratîkî meşand û tekoşîna zîhnîyet û îmanê piştguh kir. Divê rewşa xirab ku em têdene, eger tekoşîna fikr u ramanê pêş nekeve, karê pratîkî wê tenê pirsgirêkan mezintir bike. Bi gotinekî eşkere, gere nukirina Îmanê, herdem pêşîyêbe. Çawaku Xwedê ferman dike: „Ey gelî Bawermendan, Bawerîyê bînin“. (Nisa 136) ligor pîvanên Qurana pîroz, Jiyana Pêxember û eqlî pêş bikeve. Jivêyar jî, perwerdeyekî xurt û bênavber pêwiste. Me divê dema derbasbuyîde karê Îdeolojîk, Îmanî pêş nexist. Hewldan çêbun, henekî karjî hat kirin, lê ciddîyet û aciliyeta vê karê pêş neket.

Liser Zîhnîyetekî rast kû pîvanê wî; Wahy, Jiyana Pêxember, Exlaqekî paqij, Pîvanên Mirovahî û welatperwerî, Pêwiste tekoşînekî xurt were dayîn. Eger em dixwazin Ola xwe vegerînin ser hîmên wî ên Quranî, zulmu zora ser Ola xwe û Gelê xwe dawî bikin, bê şerê zihnîyetê, serkeftin û pêşveçun ne mumkine.

Civak gere zîhniyeta binavê desthelata Olî , jinava xwe rabike. Îro Felaketa ser Ola Îslamê û Misilmanan jî eve. Jibo ev kar were famkirin, AKP, ERDOGAN, HAMANEY, SUUD û Wehşetê cemaetên tundrew jibo me Bawermendan, dîroka zindiye. Gere ev xirabî werin teşîrkirin, û ev alî werin yek alî kirin. Ev kar baş were meşandin, wê demê, Îslam jî, Misilman jî, Milletên rojhelata navînjî ê bigihîjin Felahê.

 

Pirsgirêkek dinjî; liser vê hişmendî û Bawerî karê rêxistinkirin a Civakê were cîbicîh kirin. Ji endamên Şurayê heta Nunerê herêman hemu kes, ligor xwe Rêxistin û hişmendiyan ava dike, Evjî rêxistinekî bi rêkû pêk zêdetir, her şexs u kesayet xwe wek Hereket dide nîşandan û xwe bi cîh dike. Mele dere Mizgeftekî xwe bi cîh dike, ne Civakê nejî zihniyeta Civakê bi cîh nake.

Şura me hem di karde, hemji di zihniyetêde karekî bi rêkû pêk nekir. Xebatekî cîddî u kollektîf nehat meşandin. Henekiyan karê Civakê wek kar xwe nedît û tevlî kar nebun. Hevalekî nexweş ket, qet tevlî kar û civînan nebu. Du hevalên zilam û 6 hevalên jin jiber kû tevlî 3 civînên Şurayê nebun, ligor biryara Şurayê Ji Erka xwe hatin durxistin. Hevalekî Karê Aboriyê dikir, jiber nekarkirina bi Rêkûpêk û Pirsgirêkên wî ên bi rêxistinêre, ji kar hat durxistin. Yek şexs jî, Endamên şurayê û endam brêveberîya teng, ewî jî jiberku karu barê xwede rastî û duristî nemeşand, bi taybet karu barên Hecê de pirsgirêkên cîddî di şexsiyeta wêde derketin û hate Îxrac kirin.

Piştî Kongreya me, karu bar hatin destnîşankirin. Desteyên karu baran ligor Rêziknameya Civakê hatin sazkrin. Berpirsiyarên saziyan hatin hilbijartin u dest bi karu bar hate kirin. Desteyê Cemaatbunê, yê, Ciwanan, yê Îrşadê, yê Aborî, yê têkiliyên Karû barên derve, yê Jinan, yê Perwerdê, yê Çapemeniyê hatin sazkirin. Di demekî kurtte, di herêmên karde tengbun çêbun. Cîddîbuna karê Civakî hate piştguh kirin. Henekî Endaman kar kirin, beziyan, lê henekiyan jî kar nekirin, xwe dan jiyankirin. Henekî hevalên mejî di herêmên xwede xwe asêkirin û vebunekî çênekirin. Kar ket ser milê çend rêvebiran û Serokê Civakê, Jiberkû karê Pratîkî li Erdê nemîne, Serokê Civakê divê demêde hemû hêza xwe da karê pratîkî, lê karê Bîrdozî û Rêxistinkirinê nehate kirin. Di şexsiyeta Şura mede Telîmat pêk nehatin, jiboku telîmat û kar pêk neyin herdem gerekçe ji hêla endamên şûrayê ve hatin nîşandan. Pêwiste mirov, wîyanjî pênase bike, heta henekî Endamên Şurayê û yên birêveberiya teng, ketin nav xeybetê û dijberbuna Civakê. Mînak Civak Qediyaye, Civak nameşe, Civak ketiyê di nav gelde axeftin dihatin kirin. Van axeftinan li gelekî deveran tengbun û bêbawerbun bixwere anîn. Karekî gellejkî zêde û bazdanekî zêde jihêla çend hevalan ve çêbu. Evan hevalan kedekî Mezinjî dan, lê hêjmara hevalên xwedî ked gelekî kême. Jixwe di esasê pirsgirêkêdejî, ev hişmendiyên şaş û ne lirê hene.

Bihevre karkirin, hevdu temam kirin, liser kar lêkolînkirin, xwe pêşxistin, kar wek karê xwe dîtin, çênebu.

Henekî hevaljî di karde fetisîn, henekiyanjî qet kar nekirin, mirov kare bêje, carna li pêşiya kar astengî çêkirin. Pirsgirêka Endamên Şurayê ya hevdu heskirinê, pirsgirêkek gelek cîddî bu. Biratîkî bi rêkûpêk pêşneket. Serîde kêmasiyê Serokê Civakê bu kû nekarîbû hemû endamên Şurayê bide kar kirin. Ênkû jikar direviyan Serokê Civakê karê wanjî dikir.

Ev terz û rengen Xebata Civakê, xeterekî mezin bixwer tîne û gere bi Perwerdê were sererastkirin.

Hevalên me ên di asta Jorda kar dikin, yekjî di ferqêde nîne ku çiqas kar û berpirsiyariyên giran liser milê wane. Pirsgirêkekî cîddî û wek nexweşiyekî esas ev tê dîtin. Hem Endamên Şurayê xwe temam dibînin û kêmasiyan li henekî din suwar dikin, Xwe di warê zihniyetêde pêşnaxînin, xwe alim û serherkesîde dibînin, xwe bê kêmasî dibînin, xwe û karê xwe ciddî nagrin dest, di nêzikbuna xwede ne cîddîne.

Ev hişmendî û zihniyet gere divê Kongra mede were rexne kirin û Mehkum kirin. Eger Civaka Îslamî van nexweşiyên cîddî nikaribe tedawî bike û pêşî lê bigre, wê hertim bi çilmise û xwe tekrar bike.

 

Fîtne derxistin jî, pirsgirêkekî jiyaniye. Henekî bi zanebun fîtnê derdixin û fesadiyê dikin. Sirê Civakê li herkesî belav dikin. Ji neyarên Civakêre, rê vedikin, firset didin. Kesên ji Civakê hatine durxistin, Îxrackirin kû têkiliyên van kesan bi deru dorên tarîre hene, heneki ji endamên Şurayê têkiliyên wan bi van kesê îxrackîrîre berdewamin.

Endamên şurayê pêwiste yekitikî wan, ê xurt hebiya . Kes mudaxela karê kesê neke, û pêwistî hebe karibin alîkariyê bihevre bikin.

Hemu Kesayetên ser kar dimeşin, hizir dikin ku, bira henekî werin karê wan bikin, jibo won hertişt amade bikin û ewjî werin liser runîkin.

Endamên şurayê gere ligor Civakê xwe sererast bikin, Exlaqê Îslamî û niştiman perwerî di jayana wande berçavbe.

 

RÊXISTIN Cemaet:

 

Ayet:“ Bila herdem dinava wede Civakekî hebe, mirovan jibo tiştê başû qenc hişyar bike, gazî xêrû bêrê bike û ji xirabiyê durxîne, ewin ênkû azadî u felah bidest xistine“. (Ali Imran 104)

 

Pêxember gotiye: „Di Cemaetbunêde rehmet, perçebun û belavbunê de ezap heye“.

 

Serokatiya Saziyê:

Serokê Civakê karekî gelekî zêde û bazdanekî bê westan pêk aniye, fedakarîkî gelekî mezin kiriye. Hema hemu karêde mirov kare bêje keda wî heye. Jiberkû hevalên dinê karê xwe pêk neanîne, ewî karê gelekî hevalên Şurayê jî , di pratik û emelde pêk aniye.

Di nêzikbun û terzê Serokatiyêdejî, xwe tenê hîştin derketiye pêş. Dîsa di rengê birêvebirina Karê serokde, xwe tevlî hemû karan kirin derketiye pêş. Îstîşara bi hevalanre çêbuye lê di pirsgirêka îstîşareyêdejî Serokatî carne kêm maye. Hemû endamên Şurayê karibun ji hêla Sazîya Serokatiyêde, zêdetir bihatana aktif û çalak kirin, lê di çalak kirin û aktîfkirina endamên Şûrayêde kêmasiyên Sazîya serokatî hatine jiyankirin.

Di çareserkirina pirsgirêk û karande, sazîya serokatiyê tenê bi dû sê hevalan re karibuye kar bimeşîne. Endamên Kordinasyonê û Şurayê xwe tevlî kar nekirine û kar ser milê Serok û çend hevalan hiştine.

 

Kordinasyon: ( Rêveberiya teng)

 

Kordinasyona ku ji heft kesan pêk hatiye, piştî Kongreya giştî ji hêla Şûra Civakêve hatiye hilbijartin. Civînên xwe kirine, dema despêkê Cîddîyeta civînan çêbuye, Genelgeyekî û Telîmatekî hatine derxistin û plansazî hatiye danîn. Hevalê meyê Xort jiber netevlîbuna sê civînan ji brêveberiya kordinasyonê hatiye durxistin û hevalekî din, di şuna wêde hatibu erkdarkirin. Mehê carek civînên Kordinasyonê hatine pêkanîn, lê karê Kordînasyonêjî ser milê sê hevalan bi giştî hatiye birêvebirin. Hevalekî xwe di karê heremî û mizgeftêde tengav kir, hevalekî dinê hem nexweşê wî hebû hemjî xwe pasîv hîşt. Hevalekî dinjî ê karû barên aboriyê dikir, nexweşîya xwe vedigot, carnajî nexweşîya zarokên xwe vedigot û ligor xwe tevlî kar dibu. Ev heval berêjî bi rêxistina giştîre kar dikir û jihêla rêxistina giştî jikar hat dest kişandin.

 

 

Şura:

Şura meyaku jihêla Kongra giştîve hatibu hilbijartin 33 kes bun.

Ji endamên Şurayê kesekî piştî Civîna despêkê ya şûraya jiber nexweşiyê tevlî kar nebu. Endamekî jibo pirsgirêka Hecê û Hecîyan jikar hat îxrackirin. 2 Endamên Şurayê yên Zilam, jiberku tevlî 3 civînên Şurayê nebun ligor Biryara Şurayê, Endametiya wan ê Şurayê, jidestê wan hate girtin. Endamekî me ê kû li Iskandinavya ji anadoliya navîn bu, jiber cîhê durbunê tevlî karê giştî nebu û karekî cîddî jî nemeşand.

şeş hevalên Jin ê Şûrayê jiber qet tevlî Civînên Şurayê nebun, endametiya wan yê Şurayê hate bidawî kirin. Pirsgirêka kû acîl gere were çareserkirin, pirsgirêka Rêxistinbuyinêye. Zihniyetaku, hişmendiyaku dimede bicîh buye û gere ev zihniyet were mehkum kirin eve. Xwe girêdana ne bi Civakê, Ligor xwe û wekê xwe kar kirin. Dil bixwaze ezê kar bikim, nexwaze ez kar nakim. Ji Kordinasyona Jor, hetan Şurayê ji Şurayê hetan Rêveberiya Mizgeftan, di pirsgirêka rêxistinbuyinêde pirsgirêk tên jîyankirin. Giranî û cîddîyeta karkirinê bi kurahî nayê hîskirin. Profesyonel karkirin nehatiye bicîhkirin. Çanda bihevre karkirinê kême, Hevdu gohadrkirin, girêdana bi Genelge û talîmatan ne cîddîye. Ser beşê xwe karkirin, xwe di beşê xwede zanakirin qet nayê jîyankirin. Serê xwe bikar û berpirsîyari ya xweve êşandin û bicîh anîna berpirsîyariyan qet nehatiye kirin. Kar ji Şura Cîk ê heta Nuneran, di hemu sazî u dezgeyên mede, ser milê hevalek dûdû anjî sê hevalan tê birêvebirin. Gerekçeyên nekar kirina endamên Kordinasyonê, endamên Şûrayê û birêvebirina Mizgeftan evin: Karê min heye, Ez nexweşim, Zarok nexweşin, randevu yê min hene, Teziye hene, Nikah heye, Pirsgirêkek heye, Dewet heye, Cenaze heye. Bi gotinekî din: eger min tu kar tunnebe û dilê min bixwaze ezê kar bikim.

Hêlek.î dinjî; jixwe kes nayê, anjî nahêlin em karbikin, hevdu sucdarkirin, Xwe weşartin jî wek nêzikbunekî derdikevin holê. Di şexsîyeta henekiyandejî, gotin zêde tê kirin, lê kar qet nayê kirin, anjî hindik kar tê kirin. Xwe ne berpirsiyar dîtin, buye wek exlakqekî. Ev hişmendî û zîhniyeta birêvebirinê zerarê dide Ola me û Gelên me. Yanî bi gotinekî din nekarkirin û ev zîhnîyeta han, xizmeta neyarê Ol û gelê me dike.

Hema hemu hevalên me, şuna hereketê xwe bicîh dikin. Hevalên Şûrayê jibo pirsgirêkan çareser bikin hatine hilbijartin û yetkî û erk ji Kongreyê girtine, lê gelekî hevalên me ên Şurayê bixwe dibin pirsgirêk, anjî bune pirsgirêk.

Cîhêkû Endamên Şura me têdene pêşketinên ciddi çênebune, heta Birêveberiyên henekî Mizgeftan ji Navenda Civakê dur ketine, sedemên wan ew endamên Şurayêne. Hindik beje henekî hevalan bi Erka xwe rabune, bazdan çêbuye, lê henekî hevalên me jî wek mêvan di nav xebatande cîh girtine.

Civînên Şurayê bi temamî çêbune. Civînande carne îstîşare û Minaqeşeyên cîddîjî çêbune, biryar hatine girtin, plansazî çêbune lê kar ser milê çend hevalan meşîyaye.

 

Desteya Cemaetbunê: Rêxistin:

 

Ji brêveberiya teng hevalekî bu berpirsiyar û ev kar destpêkir. Vê hevalî gelekî kar kir, ji hevalên herî çalak yek hevalê meye. Em karin bêjin ev heval bi erka xwe radibu. Di fedakarî û karkirinêde hevalê herî zêde çalak ev hevale.

Lê evî hevalêjî wek deste , xwe rêxistin kar nekir, ma weke şexs. Vê Hevaljî xwe tenê hişt. Di karkirina hevalde di hêla pratikide tu pirsgirêk nîne, lê xwe tenê hiştin û carna xwe şuna hertiştîde dîtin wek zîhniyet derdiket pêş. Di meseleya xwe tevlîkirina hemû karande acizbun ji hevalan çêdibu. Hemu karubarên Civakêde vê hevalî û serokatiyê karê zêdetir meşandiye. Ev heval jî ji rêxistinkirinê zêdetir, daxwazekî wê bi telîmatan kar rêdebirin derket holê. Di bihevre karkirinêde heval jî, hevalan ligor xwe dineqîne û bihevre karkirinêde tengasîyan jiyan dike. Civakê wek rêxistina giştî dibîne û taybetmendiyên Civakê berçav nagre. Di fedakarî û karkirinêde hevalê herî zêde çalak ewe.

Zîhniyeta di nav Civakêde cîbicîh buye, Avadankirina Mizgeftên gundane, jiber wêjî nêzikbun tengin û ligor xweye. Hemu Mizgeftên mede xususiyetên herêmî serdestin. Di herêmêde ji gundu bajarekî Cemaet hebe rêxistinkirina wê derêjî ligor sosyolojiya wê derê xwe bikar dike. Henekî herêmande, Botan,î hebin tenê Botanî tên wêderê, henekî herêmande serhedî hebin, ew der tenê xwe ser serhediyan digre. Rêveberiya me u ên Mizgeftan nikarin vê duwarê helweşînin û Cemaetekî îslamî û welatperwer pêşxînin.

Di hemu Mizgeftên mede pirsgirêka Xwe rêxistinkirinê heye û ev hêjî nehatiye çareserkirin.

Di hemu Kongreyên Mede Serokê Civakê û Berpirsiyarê Cemaetbunê tevlî Kongreyan u Civînan bune.

 

– Hemu Kongreyên Mizgeftan pêk hatin, gelekî ji Mizgeftan du Kongre pêk anîne.

– Bi hemu Rêveberiyên Mizgeftanre Civîn hatin lidarxistin û karu barên wan hatiye parvekirin

– Civînên Şurayê û yên Desteya Kordinasyonê di demên wande pêk hatine.

– Hemu Civînên Hereketa Netewî tevlîbun û beşdarbun pêk hatine.

– Tevlîbun Jibo Kongreya Îslamî li Îstanbulê çêbun, 20 Delege beşdarbun.

– Bitevê Serok Ji Marsilya heta Norveç oslo, Ji Viyana heta Gras û lînzê, ji Isviçre Cur heta Basel ê, Ji denhaag heta Şarloriyê hemu derên almanya Mizgeft gellekî caran hatine zîyaret kirin. Bi Rêveberiya Mizgeftanre gellekî caran civîn hatine lidarxistin.

_ Dema Pirsgirêk çêbune mudaxele hatiye kirin. Birêveberîyên mizgeftan jibo karê xwe baştir bikin alîkariyaku hatiye Xwestin hatiye dayîn.

 

Desteya karubarên Jinan:

 

Ev kar dinav Civakêde cara yekeme ku navendî hate organize kirin. Hem bê tecrubetiya me, di vê karîde zêde bu, hemjî qebulkirina vê karî dinavmede zehmet bu.

Çiqas 11 endamên jin wek şuraya hatibin hilbijartin jî, jiber karê jina berê dinavmede nebu, gellekî zehmetîyên xwejî hebun. Di tevlî karkirina jinande zehmetî ewbunkû, hemû hevalên jin bi Malbat bun û tevlîbuna wan ê kar û civînan gellekî zorbu.

Jiber van sedeman karê Jinan yê navendî zêdetir ser milê hevalekî meşiya. Wek zîhniyet nezikbunên heval û kedkarên Zilam, di karê jinêde; ne qebulkirin, kar piçuk dîtin derket pêş. Zilaman alîkariya xebata jinan nekirin, û ew hişmendîya kilasîk yaku heta neha heye, di nav mede berdewam dike. Em karin rehet bêjin, di karu barên Jinên civakêde zilam bi hişmendîya klasîkî ya beri nêzikî jinê bun. Jin gere tenê mala xwede be û tu karê civakî anjî Îslamî neke. Hevala jin ya berdevk jî li dij vê nêzikbunê tepkî u tengbun jiyan kir. Mûcadelekî mezin daku Jinan bikşîne nava kar, lê mixabin di karê navendîde serkeftinekî cîddî bidest neanî. Em karin bêjin di karê giştîdajî keda vê hevalê kedekî serekebu. Hevalên jin jiber nehatina civînên Şûrayê ji yazdeh endaman Endamtiya şeş jiwan ê Şurayê bidawî hat.

Ji 11 kesan neha 5 kes di Şûra mede mane.

Karû barên hatine kirin:

– Du Konferansên Jinên Bawermend hatin lidarxistin û bi serkeftî çêbun.

– Hemu Rojen girîng de Daxuyanî ser navê Jinên Civaka Îslamiya Kurdîstanê hatin belavkirin.

– Gellekî Bernameyên Televîzyonê hatin çêkirin.

– Hemu Mizgeftên mede Jibo Birêveberiya Jinan were çêkirin kar û xebat hatin kirin û Hema hemu Mizgeftên mede Birêveberiya Jinan hatiye çêkirin.

– Ji Ingiltere bigre heta Danîmarka nuner û Brêveberîyên jinan hatin çêkirin. Ji Marsîlya Heta Viyana, Ji Isviçre hata Hollanda bi Rêveberî û Nuneranre Civîn hatin lidarxistin.

– Bidehan Semîner, Civîn û bernameyên Fitarê hatin organîzekirin.

– Karu barên Heccê u Umrêde hevala Jin tevlî bu.

– Bi Endama Meclîsa Tirk ya donema 25 Hatice Kocaman û Serok şaredara Hezro Gûler Ozavcira nezikî 50 Semîner hatin çêkirin.

– Hemu Karubarên Netewîde Civîn Û çalakiyende tevlîbun çêbun.

– Jibo Salnameyên me liser Jinê 57 Nivîs hatin nivîsandin û Jibo Kovar u Rojnameyanjî Meqale hatin Nivîsandin

– Di belavkirina Qurban û Fitreyandejî hevala jin hemu xizmetande cîh girtiye.

 

Desteya Îrşad û karûbarên Memostayên Ayînî

 

Karê meye bingehîn ev kare, gere Millet ligor fikru ramanên Civaka me were agahdarkirin. Bi vê Saziyê em karin nav Civakêde belav bibin. Ev sazî têkiliya me u Civakê çêdike. Îrşad gere mirov zêde bike, malbat bi malbat bigere û heqîqeta Olu gellê me jiwanre bêje. Civakê bi rastiyê bide nasandin. Em karin Bêjin Emrî bîl Maruf, Nehy anıl Munker di berpirsiyariya vê Saziya medeye. Ev sazî jî wek nav ma û karê xwe pêk neanî. Em nikarin bêjin ev kar baş hatiye kirin. Anjî ev buye desteyekî baş û karê pêşketî kiriye. Jinavndê de piştî Kongreyê, Deste hat hilbijartin û kar jiwanre hate gotin, berdevkê desteyê Melayê me, qet deste ne civand u kar pêk neanî, Melayê meyê ku berpirsiyarê desteyê bu hevjîna wî nexweş ket. Me di Civîna şurayêde berpirsiyarî da Melakî din. mela evdila ewjî karê xwe birêkûpêk nekir û Cardin Melayê me ê berê kar girt. Di karu barên Îrşad û melayande em gellekî lawaz man. Melayên me zêde ne çalakin, Tenê karê Rutîn wek Nimêj û xutbeyan pêk tînin û ewjî Civakê têr nake. Tiştên wek nesîhetjî dikin tu bandorê li Cemaetê nake. Melê me henekî hene di Mizgeftên mede xwe bicîh dikin. Milletê bixweve girê didin û qet behsa stratejik u hedefên Civakê nakin. Wek meleyên Gundan bi du sofiyanve

Rojen xwe derbes dikin. Halbuki karê Civakê ê bingehîn karê melane, gere Mizgeftên me tije bin û çuna malbatan her roj were pêk anîn. Melakî me ji Diyanetê tê, dixwaze diyanetê dinav mede bicîh bike. Yek jinav Teriqetê tê dixwaze terîqetê dinav mede bicîh bike. Bi kurtu kurmancî hemu melayên me ne ligor Civaka Îslamiya Kurdîstanê, lê ligor Civaka ku tide Meletî dike, anjî ligor xwe nêzîk dibe. Gere em vê Hişmendiya Melan sere rast bikin û wan binin ser xeta Civaka Islamiya Kurdîstanê. Di vê demêde ev karjî zêdetir ser Milê serokê Civakê meşiyaye,

– Melakî di Bîlefeldê de pirsgirêk derxist û Cemaet kir du parça, bi Mudaxeleya Serok jiwê derê hate durxistin.

– neha tu Mizgeftên me bê Mela nînin lê Melayê me gere werin perwerde kirin. Û di cîhên xwede Îrşadekî mezin bikin, tu mal bê wan nemine.

Heta em Pirsgirêka Mela û Îrşadê çareser nekin ê pirsgirêk berdewambin.

 

Desteya Karubarên têkiliyên derve:

 

Ev Destejî piştî Kongre hat helbijartin, lê tu karekî cîddî nemeşand. Ev hevalêkû berpirsiyariya vê karî helgirtibu, tu karekî berbiçav nekir.

Ev deste û karubarên wî gellek girîngin, gere jibo vê desteyê hevalên kû Ziman zanin werin Erkdarkirin. Jiberkû ev deste me derve dide nasandin û nunertiya me dike, gere ev karjî ligor Liyaqat u ciddiyetê were pêkanîn.

Ew plansaziyaku piştî Kongre hate çêkirin pêk nehat.

 

– Serokê Cîk ê hevdîtinekî bi Keşeyekî Asurîre wek Platforma mezopotamyayê pêk anî.

– Li Başûrê Kurdîstanê hewldan çêbû, daku Komiteyekî li Suleymaniyê were avakirin û Ofîsekî Civakê li Sûleymaniyê vere vekirin. Hewldan berdewamin.

– Nameyekî Jibo pirsgirêka Efrîne ji Papara hate şandin. Biz zimanê Îngîlîzî.

– Nameyekî bi zimanê Almanî jibo Hemu dêrên Almanya hate maîlkirin, Bi mail hate şandin.

– Nameyekî Jibo Heccê Ji Melîkê Suudîre hate şandin.

– Di Erîşên DAIŞ ê liser Mekke u Medînêde daxuyaniyekî jibo Çapemniya Suudî hate rêkirin û di çapemeniya Suudîde ev daxuyanî hate weşandin.

Di herêmande bi Insiyatifa herêm û Mizgeftan têkilî bi henekî dezgeyên Dewletanre hatine çêkirin. Wek Dêr Sînagog, Şaredarî û partiyanre, lê evjî wek karekî navendî u bi dîsîplîn nehatiye pêşxistin.

 

Desteya Karubarên Perwerdê:

 

Mirov wek Kesayet û civak bi perwerdekî rast pêş dikeve û dibe xwedî nirxan. Em karin bêjin Civakak kû Cemaetakû Perwerde têde tunnebe, rizandin, helandin û têkçun ligor Sunnetullahê têde çêdibe. Asîmîlasyonakû liser Milletê me çêbuye û pêşketiye jiber sîstema perwerdê ya dagirkerane. Em wek Bawermendên Kurd di vî warde, di sinifêde mane. Dagirkeran weha bi perwerdê Dînekî Sexte u derveyî dînê Îslamê avakirine, bi vê dînê sexte em kirine dûjminê dînê rast û millet xwe. Eger îro Bawermendên me û zanyarên me binavê Oldariyê dinav van civakande cîh digrin, sedemê wî ê esasî nebuna Perwerdeyekî me ê raste. Ligor dinya îro, gere sîstemekî perwerdê were bicîh kirin, sîstema meye Berê ya Klasik nikare bersivê bide, îslama Tirk, Ereb, Fars û Tundrew. Gere Perwerda me hem bingehên berê ê Medreseyan têde hebe, hemjî ligor şertû mercên esra îro xwe nuh bike, daku karibe zarokên me bi eqil û exlaq û şarezatî pêş bixe.

Milletê me ê Bawermend nexweşe nexweşekî girane: eger Nexweşekî giran Nebuya nediçu cem Neyarên mirovahî, binavê ol paşverutî û neyartiya xwe nedikir. Carekî din di meseleye Efrînêde derket holêkû, binavê olê li Mizgeftan Îmamû xetîbên tirkan, ên Ereban û ew hevkarên van binavê Kurd licem wanan, Liser Mimber û Mîhrabande, dibêjin yareb tu alikariya destdirêj û qatilan bikî, tu alîkariya zalim û dizan bikî, Kurdê meye kû jixwer dibêje ez bawermendim an melame, an zaname dibêje amîn. Ev halete Ruhî halete Mecnuniyêye. Bi vî rengi me dîtku, ev sîstema Perwerdê ê neyarên, Ol u milletê me, jime nifşekî çêkiriye, ev nifş buye dijminê Ol, Mirovahî û Milletê xwe. Ev sîstem bi pere u saman pir pêşketiye, lê jiberku ser hîmê ne rast hatiye çêkirin, em karin bi sîsîtemekî rast, bi Perwerdêyekî peşketî wî tek bibin. Gere Sîstema me ligor Gotina yekem ê Qurana pîroz: Bixwîne destpêbike, û bifikire, bipirse, lêbikole dawî bibe. Bi gotinekî din hemu tiştên me carekî din ligor Quran, Sunnet, Eql û esra bistu yekan were sererast kirin.

 

Me deseteya Perwerdê çêkir. Lê hevalêku berpirsiyarbu, jiberku serokê Mizgeftebu ev kara pêş neket. Wî hevalêjî xwe tenê wek berpirsîyarê Mizgeftê dît û Mizgefta kû têdajî carna bi dersdayinên zarokan de kar kir.

 

Konferansekî desteya Perwerdêjî çêbu deru dora 40 kesan tevlî bun, evjî li wê derê ma û pêşneket. Jiber karubarên pratîkî ew 150 xort û keçikên kû li ba serok dixwendin ewjî bela bun.

Karubarên hatine kirin:

 Ev destêjî karê xwe bi rêkû pêk nekir. Di Mizgeftande jibo zarokan dawîya heftê ders tên dayîn, lê ewjî nebi sîstemin. Tenê dersên Qurana pîroz tên dayîn ewjî têrê nakin.

Gere li hemu qadên civakê seferberiya Perwerdê pêş bikeve.

 

– Konferaansa Perwerdê li Dortmundê çêbu 40 kes zêdetir tevlî bun û brêveberiyek ji 21 kesan hat çêkirin.

– Rojekî Perwerdeya Melayan hat çêkirin deru dora 40 Melayî tevlîbun.

– Rojekî li Hamburg Perwerdeyên Kedkar u xebatkarên Civakê çêbu 70 kes tevlî bu

– Rojek li Berlînê Perverde çêbu der dora 60 kesên xebatkar tevlî bun.

– Rojek jibo NRW Perwerde çêbu li Dortmund tevlîbun der dora 25 kesan bu. Me dîtku Di Eyaleta NRW de pirsgirêkên me ên Ciddi hene. rexmî veya me Israr kir.

– Yeke Dîtir Jiboku Wupertal Hagen tevlî Perwerdê nebun Me vêcarêjî li Hagenê, jibo xebatkaran Perwerde plan kir. Perwerdeya li Hagenê hat çêkirin ji birêveberiya hagenê tenê yek şexs tevlî bu, ewîjî heqaret li Serokê Civakê kir û derket.

– Rojek jibo Meschede, Attendorn û Brîlonê me li Meschede Perwerde pêk anî der dora 20 kesan tevlî bun.

Ewjî tenê Hevalên Meschedê bun. Attendorn û Brîlon tevlî nebun.

– Rojek li Hollanda perwerda Xebatkaran çêbu, zêdetirî 30 xebatkarî tevlî bu.

– Rojek li Belçîka Lîege perwerde çêbu deru dora 25 kesan tevlî bun.

– Rojek Li Fransa Parîsê Perwerde çêbu deru dora 90 kesî tevlîbun.

– Rojek li Viyana perwerde çêbu der dora 25 kesan tevlîbun.

– Rojek li Ludwîgshafenê prevede çêbu 35 kes tevlîbun.

 

Desteyên Karubarên Ciwanên Bawermend:

 

Hevalekî meyê Ciwan wek nuner dinavmede cîh girt.

Em karin bêjin pirsgirêkek meye bingîhînjî karubarên Ciwanane. Ciwan dinavmede tunnene, temenê xebatkaren me bin 50 salî nînin. Evjî tehlukeyek mezin bixwer tîne. Ciwanên me tevlî DAÎŞ u rêxistinên neyarên Milletê me dibin. Ev jibo me tehlikeye mezine. Ev ne kêmasiyia Ciwanên meye, ev kêmasiyia Civaka îslamiye, em nikarin xortên xwe licem xwe bigrin. Jiberku di nava Avrupayêde em pir klasik dimînin. Em nikarin ciwanên xwe bikşînin ba xwe. Mizgeftên me weka Mizgeftên Gundê Kurdîstanêne, cîhê Ciwanan ê perwerdê, ê jinan têde tunneye anjî henekî Mizgeftên mede heye ewjî lawaze.

Gere jibo karê Ciwanan lêkolîn werin kirin, pêdivîyên Ciwan û keçin me çine ligor wî stratejîkî were danîn.

– Ciwanê me henekî li Dortmund, Bremen, Hamburg û Berlînê hene, cîhên din karu xebatekî navendî nehatiye kirin.

 

Desteya Karu barên Aborî:

 

Ev kar ew kareku herî zêde liser supeklasyon tê kirin û Civak jê zerarê dibîne. Hemu Fîtne gengeşî û fesadı di vê karêde çêdibe. Kesekî karê Rêxistinê, Perwedrdê, Jinan, Dîplamsiyê, Îrşadê nafikire û napirse, lê dema meseleya aboriyê tê hemu kes ser diaxive. Mejî dema dest bikar kir, mego va karê Civakê bira Deste birêve bibe. Êku berdevkê destêyejî bira karibe Profesyonel karû xebatê xwe bike. Me ji Hereketa siyasî re pêşniyar kir, yeke Oldar karibe, vî karî bemeşîne bidene me, me heval diyarde kir û hat bu endamê Şurayê. Despêk henekî heyecan çêkir, lê piştre di karkirina wêde tekbun çêbu. Karê xwe bi rêku pêk nekir. Jiber wê sedemê rexnê Saziya serokatî liser wî zêdebun. Di civandina Fitre u qurbanande dîrekt heval berpirsiyar bu, li Bakurê Kurdîstanê sala 2016 û 2017 de Qurban u Fitre bin perpirsiyariya hevalde hatin bela kirin. Li Sur, Cizîr, Şırnak, Silopî, Nusaybîn, Gever ê ,hem Qurban, hemjî Fitre hatin belavkirin. Dîmen û nav liba mene. Hem Qurban Hem Fître „2015 li kobanî, 2016 û 2017 li Bakur u henkî Melayên Kobanî hatin belavkirin. 2018 ji hemu Fitre u Qurban Jibo Efrîn Şehbayê hatin birêkirin.

Jibo Erdheja Rojhelat û Başûrê Kurdîstanê Alîkarîkî xurt çêbu. Jibo Xaniyên Şirneqê Alîkarî çêbu, gere her ji Endamên Şûraya 1000 Euro Alîkarî bikira 6 hevalan kir yên dinê yekejî alîkarî û fedakarî nekir. Jibo Efrînêjî Cardin Kampanyakî hat destpêkirin û xurt derbas bu. Dîsa gellekî malbatên xuşkû birayan hatin çêkirin û alîkarî çêbu.

 

– Dahatên Civakê evin; Mehana Mizgeftan, Salname, Kovar, neşrîyat,in ewjî em li Mizgeftan binêrin u herêman binêrin Kê çiqas mehaneyên xwe dane u Neşriyatên ku çune çiqas lime vegeryane.

– Hevalê me heta neha Dikarê Aboriyêdejî nebune sîstem.

– Pêwiste sîstemakû heye were roniştandin. Aboriya Civakê saxlem û serkeftî nebe, emê nikaribin karên mezinjî pêş bixînîn.

– Rapora Aboriyê ê Were xwendin.

 

Desteya Karubarên Çapemeniye:

 

Çapemnî roja cîhana îroyînde Hêzekî serekeye. Di vê warêde em wek civaka Îslamî ji vê xebatê durin. Kêmasiyên me gellekîne. Hemu karu barên neyarê me ser çapemeniyê dimeşe. Mejî wek Civak Desteyekî ya Çapemeniyê çêkir, lê ev karjî bi Profesiyonelî nehat meşandin. Me plan danibu em Televizyonekî ava bikin, lê di Tirkiyêde derbe çêbu ev kar û xebatê me tek çu. Me va kara anibu asta Lîsansê, lê jiber Derbeya 15 Temmuzê ev karji biser neket.

Medya Civakîde me henekî xebat kirin, lê em pir profesyonel nexibitîn. Hevalên meyên ku va berpirsîyarî dabu ser milê xwe, berpirsîyar tevnegerîyan, ev karjî zêdetir ser milê serokê Civakê meşiya.

 

Karu barên hatine kirin:

– Di Televizyon u rojnameyande û di medya Civakîde hemu rojên pîroz u pêwist da Daxuyani hatin dayin.

– Di Tv yande Bername hatin çêkirin.

– Di Rojnameyêde nivîsên makale hatin nivîsîn û weşandin.

– Kovara Îslama demokratik de, Nivîs hatin weşandin.

– Belavok hatin amadekirin, ligor dem û cîh hatin şandin.

– Şevên Qedrê, Mîracê u pîrozên Olîde Weşanên Zindî hatin çêkirin.

– Di mehên Remezanê de Bernameyên fitaran hatin çêkirin.

 

 

Hecc û Cenaze

 

Karekî kû hem xizmet, hemjî pêşveçunên hereketêde, kare rolekî mezin bileyze, ewjî karê hece û xizmeta Cinazeyane.

Me resmiyeta Fona cenazeyan çekir, lê bê bawerîkî çêbu. Neha Fona meya Cenazê heye, lê gere karê wî bi rêkû pêk werin kirin. Ev xizmeta hece u fona cenazeyan kare barê Civakê, yê Aboriyejî siviktir bike. Neha Şîrketekî Civakê heye amadeye, ser navê Civakêye jibo karubarên Hecc Umre û Cenazeyan kar bike.

Karê Heccê dema em hatin Bi Diyaneta Tirkan dihat çêkirin, Milletê me bi Ala Tirkan ev Îbadeta xwe pêk dianît. Me got eva nayê qebulkirin u em rêyên dinê geriyan. Lê jiboku divî karîde rant heye, me gellekî zor u zehmetî kişandine, hêjî ev kar zehmetiyên wê berdewame. Esas ev Fîtna ku texribata ku çêdibe, bingehê xwe zêdetir ji karê Heccê digre. Jiber karê heccê kirine wek karê Rantê, zêdetir ev karê heccê me dêşîne. Hevalênku berê vî karî kirine, Tenê şexsî kar kirine u xwe fikirîne. Û bivê karîve zeliqîne û nahêlin kesên din vê karî bikin.

– Sala 2016 piştî Kongress em 50 kes çun, pirsgirêk dernekitin. Karjî tunnebu, lê zerara madîî jî tunnebu. Em bi nasnama xwe bi Şîrketekî filistinira çun.

– Par hevalên me gotin imkan heye, emê bixwe herin. Me henekî hevdîtinjî kirin, mele Abdullah û Fethî gotin em vê tiştî îsal çareser dikin. Win karesataku par hat ser me pê agahdarin. Mele Ebdullahjî herwekî qet kêmasî nekirine tev digeriyan. Jiber sedemên Heccê Mele Ebdullah hat Îxrackirin. Kesê par qeyda xwe licem me çêkiribun 107 kes bun û me hem zerarê madî û hemjî manewî kir.

– Îsaljî 50 kes çun Heccê u hecca xwe bê pirsgirêk pêk anîn. Û henekî madîî jî kar jimere ma. Lê hem meseleya Umrê û hemjî ê Heccê hevalekî me gellekî nêzikbunên şaş, ne li cîh dike. Cemata welat parêz berbi Hîzbullahê, Mîllî gurûşê u diyanete birê dike. Evjî neyartîya bi Civakêre tê ditin.

Jibo çareseriya vê karê Umre û Heccê hevdîtin berdewamin. Lê gere Komîta vê karî were çêkirin û kar resmî were meşandin.

 

Mizgeft û Îmam:

 

Rewşa Mizgeftên me jihev cudane, henekî Mizgeft wek Mescîdane, henekî bimeve tam girêdayine, henekîjî mirov nizane ka Mizgeftê mene bi Civakêre girîdayine an na?

Pîvanên girêdanê, gohdarîkirina Telîmat u Genelgeyane, Dayina Mehaneyane, Civandina Fitre, Qurban, belakirina Kovar,Salname u pêk anîna Kampanyayê Maddî û Manevîne.

Melayê mejî hemu ne bimerane, nêzikbunê Civakê zêdetir, wek xwe nezîk dibin. Pêwist bu Mela û Birêveberiyên Mizgeftên me wek Ruhê Civakê tevbigeriyana, dinav Millet û Cemaetêde.

Jiboku yekitiya me xurttir bibe, pêwistî bi ruhê biratî û hevaltiyê heye. Hem Melayênme hemjî Birêveberiyên me gere xwe ligor Civaka Îslamiya Kurdîstanê rêxistin bikin. Piştî vê Kongre gere ev belavbun bi dawî bibe.

– Raporên Aborî û yê Xebatê gere mehane ji Navendêre werin bi rêkirin.

 

– Mizgeftên ku di vê demêde hatine Kirîn:

 

1-Denhaag qatekî jibo Perwerdê hatiye kirin.

2- Mizgeft li Sarbrûkkenê hatiye kirin

3- Mizgefta Ludwigshafene hatiye kirin.

4 Navend li Köln hatiye kirin

5- Heilbronê Komel û Mizgeft dinav hevde hatine kirin

6- Stutgartê Komel u Mizgeft dinav hevde hatine kirîn

7- Kassel Mizgeftekî hatiye kirin.

8- Berlin cîhekî hatiye Kirin , Cîhekî dinjî jibo krinê lêgerîn berdewame.

9- Munihe Mizgeft hatiye kirin.

10- Viyana cihekî hatiye kirin.

12- Avusturya Grassê Cihekî hatiye vekirin lê krêye.

13- Monta jori Fransa Mizgeft hatiye kirin.

14- Santavoldê Arsakî jibo cîhê Mizgeftê hatiye kirin.

15 – Li Fransa Mohlenê jibo ciki were kirin xebat berdewamin

16- Li Fransa Klişe cihekî hatiye kirêkirin jibo Mizgeftê.

  1. Li Romanya, Kanada, Amsterdam, Danimarka, Isveç Stockholmê û Ingiltere Komîte hatine çêkirin û jibo Cîhê Mizgeftan were dîtin karû xebat berdewame.

18- Mizgefta meya Pforzheim jiber Mietvertrag dirêj nekirine hatiye girtin. Jibo cihekî were dîtin kar berdewame.

 

 

 

 

KARU BARÊN HATINA KIRIN:

– Hemu Festival û Çalakiyên mezinde kon hatine vedan.

– Hemu çalakiyên netewîde tevlîbun çêbuye.

-Hemu civînên Netewîde tevlîbun çêbuye.

– Du caran Birêveberiya KNK de zêdetirî 70 kesîan Civîn çêbune.

– Li beramber Konsulxaneya Essen, Berlîn u Hamburgê, Nimêjên Îne wek protest hatine çêkirin.

– Li Beramber Qonsulxaneya Tirkan, Essen û Berlînê Mitingi hatine çêkirin.

– Jibo Efrînê Gellekî Mizgeftên mede gellekî caran piştî nimêja Xutbê Daxuyanî hatine dayîn.

– Jibo Efrînê Daxuyanî û çalakî hatine lidarxistin.

– Me Ezidî, Elewî û Xiristiyana, Meşekî navendî li kolnê lidar wist 5000 zêdetir tevlîbun çêbu.

-Li Kolnê Meşakû dijî Daîşê Almana û hemu misilmanan lidar xistibu tenê Diyanet u tirk tevlî nebubun Me hem belovokek Almanî belav kir u em resmî tevlî wê meşê bun.

Li Unşversita Duisburgê Serokê Civakê bi Pêşengîya Xwendevanên Kurd Li almanya, diji Diyanet û Politika TC ye liser oldaran Konferansekî organize bu, Çapemeniya Almanîjî eleqe nîşan da.

– Daxuyaniyên Serokê CIvakê bi Medya Civakî, dengek mezin veda û ket nav Çapemniya Tirkanjî.

– Jibo Helbijartinên Tirkiyê tevlîbun di hemu warande çêbu.

– 7 Şevên Şehîdên Civakê û yên Şeyx seidê kal çêbun.

– Bi sedan Civîn û seminer hatine lidarxistin.

– Fermiyeta Civaka Îslamî hatiye temam kirin û Gemeinnutzigkeita wî hatiye çêkirin, hem hesabı bankayê hemjî tiştên din hatine temam kirin.

– Şîrketekî Jibo Hecc Umre u Cenazeyan liser navê Civakê hatiye çêkirin.

 

– Meala Kurdî 5000 hezar, defterên navê Cik ê 3000 hezar, Mewluda Kurdî 3000, Elîfba 3000, Ilmihala Şafîî 3000, sal 2016.-2017-2018-û 2019 her sal 7500 salname hatine çêkirin û belavkirin. 3000 al Fîşên nu, Kovara ıslama demokratik 5000 hejmara 1, û hejmara 2 an, 3000 hatine çapkirin u tên belav kirin.

 

— Bi sedan Bernameyên Îftarê tevlîbun hatine çêkirin.

– Telîmatname û Genlgeyekî hatine çêkirin û perwerde liser wan hatine organîze kirin.

– Jibo Efrînê, Civak, Yek girtu îslamî, Komelayî Îslamî, Pik, Şeyh mürşidi u gelekî kesayetên din Bernama tv hat çêkirin û belavoka hevbes hat belav kirin.

 

Gellekî karên dinjî hatine çêkirin, evjî dide zaninkû kar zêde hatiye kirin, lê rêxistin nehatiye xurtkirin. Heta kar ser milê çend hevalan meşyaye û ewjî dinav karde fetisîne.

 

PEŞNIYARNAME

1- Jibo her Mizgeftaku nu were kirin, hemu Mizgeftên me ên mezin du hezar ên buçuk hezar euro alikarî bidin.

2- Şevên Şehîdên Civakê û Şeyh Seid werin çêkirin, Rojbuna Pêxemberê me wek sîstematîk were pîroz kirin, Roja damezrandina Civakê her sal were pîrozkirin û Jibo vanan Sînevîzyon werin amadekirin.

3- Jibo Çêkirina Navenda CIK ê Kampanyayekî Xurt were destpêkirin.

4- Konferansekî jibo Ciwanan were lidarxistin.

5- Li Almanya û Fransa Komxebatên navnetewî werin çêkirin. Mijar: Îslam, azadî û Tundrewî.

6- Ajansa Nuçeyan yê Bawermendan binavê Bawerî Ajans were çêkirin.

7- Konferansa hevdîtina Olan were çêkirin.

8- Nîkaha jibo temen bicukan neyê çêkirin, Şîddeta dijî jinê were eşkere kirin û tekoşîn were dayîn.

9- Kes û desthelatên ser navê Ola îslamê, Zulmê, wehşetê, pêk tînin, li dij wan tekoşîn were dayin. Ev tekoşîn bi îrşadekî xurt were bi cîh kirin.

10- Bi hemu cemaetên Îslamîra têkilî werin danîn û têkilî dinavbera Cemaetên Kurdande werin xurt kirin. Ev tekili liser pîvanên Quran , Sunneta Resulullah u meslehetên gelê me werein sazkirin

11- Jibo Şagirdên kû di Zaningehande dixwînin Bursên alîkariyê werin organize kirin.

12- Cilu Bergên Melayên me di xutbeyan û cîhê Fermîde cilu bergên Kurdî werin wergirtin an lixwe kirin. Û Cubbekî Kurdî were diyarkirin.

13- Mijarên Xutbê ji navendê werin pênasekirin

14- Materialen Nivîsî û temaşeyî werin zêdekirin.

 

 

 

 

Silavû Rehemtê Xwedayê Dilovin liser me teva bin.

Rêveberiya Civaka Îslamiya Kurdîstanê 01.11.2018

KONGREYE SUNULAN KONUŞMAM

 

 

Allah ın selamı ve bereketi hepimizin üzerine olsun.

 

Yaklaşık 3 yıldan daha fazla hizmet süremiz içerisinde, hem ülkemizde, hem islam aleminde ciddi alt üst oluşlar yaşanmıştır. Bu altüst oluşlar büyük sarsıntılarla devam etmektedir. İslam dinini kullanarak ortaya çıkan, yada çıkarılan, İŞİD ve benzeri yapılar, dinimiz islamı ciddi bir biçimde  sorgular duruma düşürmüşlerdir. Her ne kadar bunun İslami olmadığını anlatmak isteyen dürüst müslümanlar olsada, yıllardır İslam dinini kendi saltanat ve çıkarları için kullananlar, bu durumdan kendilerine rant devşirmeye çalışmaktadırlar/ çalışmışlardır. Suudi Arabistan, Katar ve Türk devlet aygıtları, Sünnilik adı altında kendi iktidarlarını genişletmek ve yaygınlaştırmak için canhıraşane bir şekilde enerjılerini sürdürmektedirler.  Afrikadan  Uzakdoğuya kadar olan müslümanların ağırlıkta yaşadığı coğrafyada kan, gözyaşı, talan, acımasız bir biçimde devam etmektedir. Diğer bir tarafta ise,  kendine başka bir ad ve mezhep görüşü belirleyerek, islam dinini hedef ve menzilinin dışına atmışlardır. Sadece iktidar ve istismar için islama sarıldıklarını iddia eden siyasal islamcıların bir kısmıda, Şia olarak bilinen İran, Suriye, Yemen ve Irakta, ayrı ve karşıt bir görünümle, ama sonuç olarak aynı olan, yıkıcı, yakıcı ve yok edici, savaşta, insanları kendi çıkarları için, acımasızca bir birine kırdırmaktadırlar. Nijeryadan Afganistana kadar, bu dine inandığını iddia eden 1Milyar 700 milyon islama mensup yığınlar olarak, birbirimizi boğazlamaktan, vahşet uygulamaktan, başka hiç bir amel gerçekleştirmemekteyiz. Bu hale düşmemizin tek Müsebib ve Müsebbibleri, İslamı iktidar ve saltanatlarına alet edenlerdirler. Biz müslümanların tarihinde de, en büyük acımasızlığın ve en büyük kaybımızın, şayet tarihte iyi ve doğru bir okuma yaptığımızda, Biz Müslümanların zayıf ve anlaşılmaz halkasının iktidar ve siyasal islamcılık olduğu açığa çıkacaktır. Peygamber vefatından sonra; Sakif olayları buna zemin hazırlamış, bu zeminden kaynaklı çatışma ve çelişkiler her geçen gün derinleşmiştir. Üç Hulefa-i raşidin başta olamak üzere, (Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali) peygamberin en seçkin sahabilerinin ve torunlarının, iktidar ve siyasal islamcılık sorunlarından dolayı katledildiklerini müşahede edeceğiz. Daha sonra İslam kendi esas mecrasından çıkarak, Emeviler, Abbasiler ve Osmanlılar döneminde ise bir felaketler tarihine dönüştürülmüştür. Hırıstiyanlık ve sasanilerin bir taklidi haline getirilmiştir. İslam dini, dışa karşı bir toprak elde etme ve ganimet toplama silahına dönüştürülmüştür. Kendi içinde ise, tam bir zorbalık sistemine dönüşmüştür. Bu uzun tarihi kesitte, İslamın ruhu öldürülmüş ve iktidarcı Hannaslar ordusu islam adına kurumsallaşmıştır. Bunlara karşı dürüst Ulema ve samimi müslümanlar mücadele etsede, başarılı olamamışlardır. Kuşkusuz arada iyiler ve salihlerde olmuştur. Tarih sayfalarında bu salihlerin, fazla yaşatılmadıklarını da görmekteyiz. Hükmeden hakim tabakalar ise, kendi Saltanat ve hükümranlıkları için, Mezhep din ve meşrep adı altında kendi muhaliflerini kılıçtan geçirmiş, yada zindanlarda cürümeye terk etmişlerdir. Kendilerine muhalefet edenlere göz açtırmamışlardır. En ufak bir karşı koymayı, kan ve vahşetle bastırmışlardır. İçerideki vahşetin anlaşılmaması ve toplumu yönetebilmek için, sürekli bir halde, islam adına toprak genişlemesi stratejilerini uygulamışlardır. Bu hal Toprak genişlemesi, zenginlik ve canlılık getirsede, görünüşte müslüman sayısını çoğaltsada, insanları gerçek vahyi ile tanıştırmamış, İmanı, aklı, ahlakı, çalışkanlığı ve huzuru topluma yerleştirememiştir. Sadece iktidar için kullanılan din, kardeşin bile katlini helal kılmış, mazlumu yalnız bırakmış, zalime destek vermiş, düşünmeyen, üretmeyen, yardım etmeyen, manevi olarak topluma tekamül ettirmeyen bir din olgusu ve kültürünü oluşturmuştur. Toplumu değiştirip dönüştürmeyen, topluma Dinin esaslarını ve ahlakını vermeyen, toplumu dinin ruhuna uygun eğitmeyen, bunun aksine iktidar ve Saltanat yandaşları, birde iki yüzlü Münafıklar topluluğunu çoğaltmıştır.

 

 

 

Bu durum ve duruş, Iman sahibi, ahlak sahibi insanları daraltmış, toplumdan tecrid ettirmiştir. Dikkat edilirse İslam ulemasının hemen hemen hepsi adları islam olan, iktidarlar tarafından canice katledilmişlerdir. Imam Ebu Hanife Zindanda ve işkenceyle şehid edilmiştir. Şiilerin 12 imamı katledilmişlerdir. Yakın zamanda, Saidi Nursi, Şeyh Said ve binlerce Alimimiz bu iktidarlar ve onların yandaşları tarafından öldürülmüşlerdir. Hülasa bütün alim ve rehberlerimiz kendisine müslüman adı takan bu iktidarlar tarafından, yada onların paravan olarak geliştirmiş oldukları cemaat ve örgütlerin elleri ile  yok edilmişlerdir. Dünya siyasetine yön veren batılı devletler bu durumu çabuk anlamış, iktidar için bu kadar insan katleden yönetim ve iktidarları ayakta tutmuş ve desteklemişlerdir. Üzerinde düşünülmesi gerekli ve zorunlu olan, bir başka sorun, hiç  bir batılı yada asyalı büyük güç sahibleri, kendilerine müslümanım diyen iktidarlar kadar müslüman katl etmemişlerdir. Son zamanlarda ortaya çıkan IŞID ve benzeri yapılarda, ilk çıkışlarında batı tarafından desteklenmişlerdir. Arap baharı diye islam coğrafyasını AKP SUUDI VE KATAR ın öncülüğünde bu örgütlerin elleri ile, kan deryasına çevirdiler. Bu saldırı ve kan deryası, Müslümanların dini, kültürel ve tarihi değerlerinide tarumar etmiştir. DAİŞ ilk Musulu istila ettiğinde, önce kütüphaneleri, ibadet yerlerini, islama, ve Kurdistana ait ilmi ve tarihi mekanları  tahrip etmiştir. Bu durum Islami ve kültürel tarihimizi birde mirasımızı ortadan kaldırmıştır. Müslümanların bu Saltanat tarihinde oluşan ilmi ve kültürel değerleride, hem batının hemde bu Saltanat sevdalılarının ortak yapısı olan DAİŞ ve benzeri vahşi yapılanmaların eliyle tasfiye edilmiştir. Bu yapılanma en çok Kapitalist, sömürgeci güçlerin, İslam ve insanlık düşmanlarının işine yaramaktadır. Son yıllarda dinimiz ve inancımız islam adına yapılanlar, islam dinine son darbeyi  vurmak ve islam inancını ortadan kaldırmak için öngörülmüş bir plandır. Zalim ve hükümranlık kurma hastası müslüman görünümlü, Saltanat sevdalıları olan, İslam alemindeki gaddar yöneticilerinin ve islam karşıtı kapitalist batı yöneticilerinin bir planı olarak gördüğümüz, DAİŞ el Kaide ve benzeri radikal cemaatler, İslamın kültürel olarakta, ortadan kaldırılması için bulunmaz bir fırsat olmuşlardir. Bu aşırı yapının müslümanlar arasından kolayca çıkması, merhametsiz ve vahşice davrandığı halde, kendine taraftar bulması, tamda islama bulaştırılan iktidar hastalığının sebeb ve sonuçları ile izahata kavuşmuştur. Avrupanın daha önce bilerek avrupadan  gönderdiği katil İşid lilerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Burdan transfer ettiği Sözde cihatçılar TC SUUDİ KATAR ve diğer İktidar sahipleri tarafından, kendi emelleri için kullanılmış kullanılmaya devam edilmektedir. Daha önce sahada güçlenen bu aşırı guruplar, avrupa ve batı için tehlike oluşturmuşlardır. Paris, Londra, Madrid, Brüksel ve Berlin saldırıları, batılı güçleri ürkütmüş ve İşide karşı Pozisyon aldırmıştır. Kurdistan ve İslam coğrafyasında yüzbinlerce insan katedilirken, sesi çıkmayan batı, hemen harekete geçmiştir. Bu kirli ve acımasız Plan, Aşırı radikallerin uyguladığı vahşetle, islamı hem kendi iç kamu oylarında, hemde duygu olarak müslümanlara, İslamdan nefret ettirmistir. Dikkatlerden kaçmayan bir olgu var, kendine müslümanım diyenler, ya batıya sığınmakta, ya  topraklarını terk etmekte, yada ordaki aşırı zalimlik yapanların saflarına sığınmaktalar. Dürüst müslümanlar kuşatılarak bu katil örgütler ve devletler tarafından tasfiye edilmekteler. İslam ve dürüst müslümanlar, tarihin hiç bir kesitinde olmadığı kadar, ağır bir saldırı ve çaresizlik yaşamaktalar. Kendi topraklarında yaşamak isteyenler ve topraklarını terk etmek istemeyenler ise, ya zalim devletlerin yanında saf tutacaklar, yada bu gaddar örgütlere havale ve transfer edilecekler/ edilmişlerdir. Bir başka yol ise, canlarını kurtarmak için, hicret ederek denizlerde boğulma ve yok olma, batıya kaçıp bireysel ve ailesel hayatlarını kurtarmadır. Batıya (Avrupa) ölmeden ulaşanlar ise, tekrardan TC Cumhurbaşkanı ve yönetiminin kayserili tüccarllar anlayışı ile, para karşılığında, geri iade paketleri şeklinde yeni bir ölüm, açlık ve sefalete gönderilmektedirler. İnsan hayatının ve islamın satıcı tüccarları olan, Ortadoğu coğrafyasının yöneticileri, her halu karda kazançlıdırlar. Avrupa da ise, bu vahşi örgütlerin sivil katliamları, müslümanların hem bireysel hemde cemaat olarak, İslami kültür ve ahlaklarını yaşamayı ve yaşatmalarını zora sokmuştur. İslamofobi etkisini yükseltmek için, bu tür saldırılar bulunmaz fırsatlar doğurmuştur. Dikkat edilirse bu saldırılardan sonra, aşırı sağcı görüşler büyük bir ivme kazanmışlardır. Dolayısıyla kendi sağlam olmayan köklerinden kopan müslüman, çok daha rahat asimile olacak, etnik ve inanç olarak eriyip bitecektir. Bu saldırıların bir diğer sonucu ise, Avrupa ve batı insanlarının, maddi doyumdan kaynaklı, yeni arayışları, onları islamı ve daha değişik, düşünce biçimlerini tanıma noktasına getirmeden engellemiştir. Batı insanının bu arayışı vahşi örgütlerin ve onları destekleyenlerin bu saldırı dalgası ile durdurulmuştur. Bu vahşi saldırılar, İnsanların İslami hakikatleri araştırma ve manevi değerlere ulaşmasınıda engellemiştir.  Yani müslüman dinini ve maneviyatını açıktan yaşamaya, korkmakta yada utanmaktadır. Bu vahşi ve kanlı saldırılarla batıda yaşayan İslami kişilik, sosyal, siyasal ve psikolojik olarak kuşatılmıştır. Bu vahşiliğin yaşandığı coğrafyamızın Sultanları ise, bizi katlederek, sürgün ederek, toplumun dini olan ve topluma ilkeler kazandıran, doğru ve hak islamın gelişmesini de ekarte etmişlerdir. İslam toplumunu sömüren, Ortadoğu Sultan ve yöneticileri, Müslümanların vahiy, ilim, ahlak üretim ve huzurla buluşmalarını engellemek için sürekli bir biçimde, kaos, ülüm ve fesad çıkararak toplumlara, şahıslara Zülüm etmeye ve sistemlerini sürekleştirmeye devam etmekteler. Müslümanın bu bitmek bilmeyen acı ve ölüm labirentlerinden acilen kurtulması gerekir.

Bize göre İslam ve müslümanlar İktidar melanetinden ve siyasal islamdan kurtulmalıdırlar. Kendine Müslümanım diyen şahıs ise cemaatleşerek, enerjisini ilme, inşaya, adil bir barışa ve islaha harcamalıdır. Hizmet yapılacaksa, İslami ilkeler ve prensiplerle hareket edilmelidir. Bu İslami ilkeler müslümanın hayatına şamil olmayana kadar (Hakkaniyet, adalet, meşveret, ehliyet merhamet) Başarı dünya ve ahiret sadetide elde edilemeyecektir. Bu ilkeler etnik dini ve ideolojik yaklaşımlara göre olmamalıdır. Bir diğer husus; Zalime karşı koyma ve ona karşı mücadele etmektir. Çünkü bu İslamın vazgeçilmezidir. Zalimin ve zulmün yanında saf tutmak, islama yapılmış en büyük haksızlıktır.

Allah Kuran ın bir çok ayetinde inanç özgürlüğüne dair güçlü vurgular yapmaktadır. İnsanlara islamı zorla götüremeyeceğimizin prensipleri hem vahiy hemde insan psikolojisi açısından aleni iken, bunda ısrar etmenin akıl karı olmadığı ayri bir vakıadır.

İslami irşad, inşa ve ıslah yolu ile insanlığa götürmek, Peygamberlerin görevi olan, Tebliğ ve irşad, dini anlamda esas vazifemiz olmak durumundadır. Zulme karşı duruş ise dinimizin olmaz ise olmazıdır. Ne yazıktırki Peygamber vefatından sonra islamın bu özelliğide ortadan kaldırılmıştır. Kendi zalimini seven ve ona itaat eden bir sistem yerleştirilmiştir. Bu Zalim yöneticinin, şeklen veya ibadetlerle kendisini müslüman göstermesi, ona her türlü zulmü ve islamın Münker saydıklarını yapması, tarafımızdan kabül görmüştür. Kimler ve nasıl Islami bu hale getirdiler? Bu sorulara cevap bulamayan, Müslümanlar; adil, huzurlu ve müreffeh bir geleceğe de ulaşamayacaklardır.

 

Degerli çalışma kardeşlerim ve Dava arkadaşlarım

Ülkemiz Kürdistan ve Milletimiz ise içler acısı bir kırımı yaşıyor/ yaşamaktadır. Tarihte bu Necip Millet islama ve Müslümanlara çok değerli ilmi katkılarda bulunmuştur. Askeri olarak Selahaddini Eyyubi gibi dahi ve adil Komutanları bu ümmetin kurtuluşuna vesile kılmıştır. Ne acıdır ki, Necip milletimizin bu katkıları kendilerine fitne, parçalanma, sömürü ve katliam olarak Arap, Fars ve Türk devlet erkanları tarafından geri iade edilmiştir. Dikkat edilirse yakın zamanda Milletimiz bu acı ve katliamları defaetle yaşamıştır. İran Fars devleti, Irak ve Suriye Bas rejimleri birde Kemalist Türk devleti, katliam, yıkım, talan ve asimilasyonlarını milletimize uygularken, aziz islamı kullanarak bu zulmü gerçekleştirmektedirler. Bu acıyı canlı tarih olarak bir film gibi, her gün bizlerde yaşamaktayız. Milletimize karşı bu aziz dini ahlaksız ve vicdansızca kullananlar, bu kullanımı derinleştirerek sürdürmektedirler. Dinimiz adına milletimize yapılanları hoş görmek, yada sessiz kalmak Milletimizin islamdan uzaklaştırılmasına sebep olmaktadır. İslam adına Şilik mezhebini kullanarak, halkımızın haklarını elinden alan Iran, halkımızın gençlerini her gün darağaçlarında sallandırmaktadır. Irak ve Suriye rejimleri belli ölçülerde yıkıma uğrasalarda, hala milletimizin hak ve hukukunu elde etmemeleri için yoğun çaba içindeler. Yeşil kemalistlerin yönettiği Türk devleti ise, Daiş ten daha gaddarca yöntemlerle, Milletimize Bakur da ölüm, işkence, zindan dışında, hiç bir yol bırakmamıştır. Mezarlarımızı kazdırmış, şehitlerimizin kemiklerini topraktan çıkarmış ve ölülerimizden intikam almaktadır. İnsanlarımızı diri diri yakmış, açlıkla terbiye ederek, ekonomik damarlarını kesmiştir. Bakur, Başur, Rojava ve Rojhelat demeden Milletimize olan kin ve nefretini aleni bir şekilde kusmaktadır. Kendi topraklarını bırakmak istemeyen Milletimizin canı, kanı, namusu ve malı AKP ve Türk Islam sentezcileri tarafından helal kılınmıştır. Din Tüccarı hoca ve imamlar, sahte ve işbirlikçi hain Şeyhlerde fetvalar vererek, bilinçsiz millete dualar yaptırarak, katliam ve fesada ortak olmuslardır. Afrin günlerce dünyanın gözleri önünde yerle bir edilmiştir. Sur, Gever, Cizre, Nusaybin, Varto, Hezex yakılmıştır. Kerkük Xaneqin ve Şengal zorla işgal edilmiştir. Camiler, mezarlıklar, yaşam alanları yerle yeksan edilmişlerdir. Çocuklarımızın kafalarını gövdelerinden ayıran, mallarını talan eden, annelerimizi bacılarımızıda cariye olarak zenginlere bir kaç yüz dolar karşılığında satanlar, bizlerle alay edercesine, utanmadan sıkılmadan her konuşmalarının son cümlelerini de, müslüman kürt kardeşim diye bağlamaktadırlar. Bu nasıl bir din kardeşliğidir? Hangi dinin kardeşliğidir? Allah Kuranda kardeşlik için şöyle buyurur: ‚ Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allahtan korkup sakının; umulurki esirgenesiniz’. Hucurat 10.

Peygamber şöyle buyurur: ‚ Kendi nefsiniz için istediğinizi mümin kardeşiniz için istemediğiniz müddetçe iman etmiş olamazsınız. Bütün Islami ve insani haklarımızı ellerimizden alan bu zalim ve mücrimler, bize kardeş demekteler. Bunlar mı müslüman kardeşlerimiz? Bunlar mı islamı temsil ediyor?

Bu kadar bela ve Musibet yaşayan milletimize neden kendilerine müslümanım diyenlerden ses seda cıkmıyor? çıkmamaktadır? Bize bu zulmü yaşatanların yanında saf tutan, camilerde onların katliamlarını ve yıkımlarını daha fazla yapabilsinler diye, fetih suresi, enfal surelerini okuyup dua eden, oy veren, sessiz kalan müslüman diye geçinenleri sorgulamayacakmıyız?  Vicdanını, imanını ve şahsiyetlerini kaybetmiş, akıldan ve izandan yoksun, insanlara katlanmak mecburiyetindemiyiz? Bunlarla aynı duaları yapan ve sureleri okuyan kendine müslümanım diyen Kürde ne demeli? Bu Kürt ya psikolojik olarak hastadır, ciddi bir tedaviye ihtiyaç vardır. Yada benliğini, imanını, haysiyet ve şerefini kaybetmiştir. Bizimle aynı Kıbleye yönelenler, aynı peygamber ve Kitaba inandıklarını söyleyenler, neden Çin dekine, Bosna hersektekine, Afrikadaki ve Filistindeki Milletlere, ulusal haklarına kavuşsunlar diye, yardımlaşmayı ve onlara destek sunmayı, dini vazife olarak görüyorda, Milli, dini ve insani hakkını isteyen Kürde, bu kadar Zalim ve Barbarca davrananlara taraf oluyorlar? Neden yanı başındaki mazlum Kürt milletini görmezden geliyorlar? Neden başkası için İslami ve insani hak olarak görülen, hak ve hukuk, Mazlum Kürt Milleti için günah görülüyor? Müslüman Kürtler ve samimi Müslümanlar bu sorulara neden Kuran i ve adil cevaplar veremiyor? Üzülerek ifade etmeliyimki, Bugün İslam Kürt Milleti için, sadece onları katleden ve mallarını talan eden bir araca dönüştürülmüştür. Kürt milleti bunu böyle görmektedir. Bu bir vakadır. Kimler nasıl bunu gerçekleştirmiştir? Kimler neden ses çıkarmıyor? Sorularının cevabi önemli ve hayatidir. Dikkat edilirse Kürt halkı hak talebinde bulunduğunda, ilk iş onları islam karşıtı göstermek ve tekfir etmektir. Peki 22 Arap devleti 6 Türk devleti ve 2 Fars devleti neyin nesidir? Bu Milletler dünya üzerinde kendi dil ve kültürleri ile yaşarken, neden Kürtlerin dili ve kültürü yasaklanmakta ve bu millet asimile edilmektedir? Dil ve renk Allah ın ayetleri ise, bu dili yasaklayan ve asimile edenler, Allahın iradesine karşı savaş açmış olmuyorlarmı?

Amelde Allah ın ayetlerine karşı çıkanların, ibadet etmeleri ne anlama gelmektedir?

İslam düşünenlerin akıl ve hikmet sahiplerinin dini değilmidir?

Kürtlere bu zulmü ve soykırımı İslam adına yapanlar, Kürtleri ve samimi müslümanları islamdan uzaklaştırmıyorlarmı?

Kürtleri İslamdan uzaklaştıran, Kürt ulusal hareketimi, yoksa islam adına bu zulmü icra edenlermi? Bu zulme ses çıkarmayanlar, neden Kürt ulusal hareket yöneticilerinin bazı acıklamalarına köpürmekte ve bahaneler üreterek, bu vahşete karşı fedakarca calisanlari karalamaktadirlar? Bu davranış ve yaklaşım, sadece bu tagut ve zalimlere güc devsirmekten başka neye yaramaktadır?

Hud suresi ayet 113 te Allah söyle buyurmuyormu? Zulme meyl etmeyiniz yoksa ateş sizide yakar. Bu davranışlar direk zalimin safında yer almak degilmidir?

Soruları çoğaltabiliriz. O Halde İran Mollaları, Arap şeyhleri ve Türkiyede diyanet işleri başkanları, Cübbeli Ahmetler, Fethullahlar, Erdoğanlar, Adnan oktarlar ve bilumum bu zevatlar, bunların işbirlikçileri ve yandaşları olan sözde Kürt Müslümanlar, islamın neresindeler ve neyine hizmet ediyorlar? Hakkı batıl ile karıştırmak ve hakkı batıl göstermek bunların esas görevleri olmaktadır. Bunlar bu deccal devlet organizasyonlarından nemalandıkları için, hakkı batıl ile karıştırmaktadırlar. Zalimlerin karekteri Kuranda anlatılırken, Onlar doğruyu çarpıtır, haklıyı haksız gösterirler. Kürdistanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini İslam ve insanlık düşmanlarına peşkeş çektirenler, aynı zamanda islamın ayetlerinide ucuz bir menfaat karşılığı satmaktadırlar. Kürdistan da kendilerini İslami makyajla süsleyenler ve maskeleyenler, müslüman Kürt milletinin Camilerini, içindeki Kuranlar ve Kitaplarla beraber yakmaktadırlar. Mezarlıklarımız, evlerimiz yerle yeksan edilmektedir. Yaşlı annelerimiz katledilmekte, cenazelerinin alınmasına ve defin edilmesine dahi fırsat verilmemektedir, Namusumuz ve serefimiz olan kızlarımız, öldürüldükten sonra çıplak bir şekilde  günlerce sokaklarda teşhir edilmektedirler. Gençlerimiz hunharca öldürülmekte, cenazeleri panzerlerin arkasından sürülmekte, uzvuları koparılmakta canlı canlı yakılmaktadırlar. Sokağa çıkma yasağı denilerek, insanlarımız açlıkla ve susuzlukla ölüme terk edilmektedirler. Annelerimiz çocuklarının ölmüş bedenlerini yemeklerini sakladıkları buzdolabına koymaktadırlar. İnsan yakma ,kafa kesme, açlıktan ve susuzluktan halkımızı öldürenler, Hz Hüseyni öldürenlerden kat be kat zalim Müstekbir ve Tağut değillermi?  Bu Tağutların yanında yer almak, sessiz kalmak ve desteklemek, ancak Allah ın dinini tanımamak, yada izandan ve vicdandan bihaber olmakla açıklanabilir.

Ülkemiz Kürdistanı ve Necip olan Mazlum milletimizi  bu vahşetten kurtarmak, İslami, insani ve vicdani bir sorumluluktur. Islam ve Kuran; mazlumun kurtuluş reçetesi iken, nasıl oldu da mazlumu ezen bir balyoza ve silindire dönüştü? Ülkemiz in dört parçası kan ağlamakta, bu dine inandığını söyleyenlerin artık bu milletin yanında yer aldığını görmeyi arzulamaktadır.

 

Degerli delegeler ve inançlı kardeşlerim:

 

Cenabı Allah Kuran da:

insanlar kendi kendilerini değiştirmedikçe, Allahın onlar hakkın da ki tassarufunu değiştirmeyeceğini beyan buyurmuştur. Peygamberimizde bir çok hadisi şeriflerinde müslümanların yozlaşacağından Haber vermiştir. Bu iki prensip başımızdaki müşküllerimizin aklı iyi kullanamamızdan ve nefsani arzularımıza teslim olmamızdan kaynaklandığını ispat etmiştir. Peygamber sonrası islam tarihimiz bu halin ispatı durumundadır. Müslümanın mümmeyyiz, Peygamberin dini üzerine inşa ettiği eminlik, samimiyet, merhamet, adalet ve doğruluktan ayrılmamız, yada uzaklaştırılmamız, bizleri bugünkü sonuçlarla karşılaştırmıştır.

İslam ümmetinin hem cemaat, hemde şahıslar düzeyinde ciddi bir tevbe ve muhasebe yapmadıklarından kaynaklı bu durum, ağırlaşarak devam etmektedir. Dinimiz islam ın adını kullanarak son hadiseleri gerçekleştirenlerden dolayı, islam aleminin genelinde bir kırılma yaşanmaktadır. Bu kırılma islam dinine gerçekten inananlar arasında muhtemelen bir kaç sorunun ciddi biçimde tartışılmasına yol açacaktır. Din ve iktidar, Din ve para, AKP Erdoğan ın durumu, cemaatlerin durumu, hükmetme meselelerini sorun olmaktan çıkarmak için tartışma ve girişimlerin yoğunlaşacağını düşünmekteyiz.

Hz Ali den sonra İslami değer ve referanslardan siyaset, Politika üretenlerin ekseriyeti, kan gözyaşı ve kaos dışında, islam alemine ve müslümanlara katkı sağlamamıştır.

Kurani ve ilmi bir bilinç oluşmadığı için, islam alemi diye tabir edilen yerlerde, biz müslümanlar arasında, kişiye ve toplumsal hayata, ruh ve bilinç verecek net, saf, sağlam bir şahsiyet ve cematleşmede yaşanmamıştır Yaşanmamaktadır.

 

 

Değerli Mümin kardeşlerim!

 

Bu dine inananlar olarak gerekli araştırmalar yapamadık ve onun için metodlar geliştiremedik. İslami Ilke ve Prensiplere göre değil, Bireylere, Cemaatlere Tarikatlara, Devletlere göre şekillendik ve şekillendirildik. Kurani, İlmi ve Evrensel hukuk kültürünüde ortaya koyamadık. Hırsızlık, katillik, iftiracılık, yalancılık, fitne fesatçılık, hak yiyicilik, aldatıcılık, Rüşvetçilik, faizcilik, adam kayırmacılık ve zalimlik suçlarını işleyenlere karşı, kesin kurallar koyan, Kurani bakış açısına sahib olamadık. Hukukun „Şeriatın”  üstünlüğünü ve hukuk kurallarını işletemedik. İktidar ve Hukkam tabakalarının oluşturmuş oldukları, şekilci ve yoz kültürlerle şekillendik, bu şekillenme ile din adına, dinsiz, vicdansız ve ahlaksızların pencelerine düştük.

Söylemde ve şekilde müslüman olduk, amelde ise islamı yozlaştırdık. İslamın Ilke ve ideallerinden koptuk, çirkinleştik, insanlığa dünya ve ahiret saadetini Vaad eden islamı, insanlığa çirkin gösterdik. Şimdi daha iyi açığa çıktı ki, daha iyi anlaşılmış durumdaki, geçmişten beri karşılaştığımız haksızlık, Zülümler ve tehlikeler karşısında geliştirilen metod, yöntem ve davranışlarımızda, bir tepkisellik ve davranış bozuklukları meydana gelmiştir.

Bu sebep ve olgulardan dolayı, din için ezildiğimiz ve zulme uğradığımız halde, mağduriyet ve ezilmişlikten dolayı, insanlar bize destek sundu yardım etti. İslam ve din adı altınada güçlendik, Suudi, Iran, Afghanistan, Pakistan, Sudan, Mısırda Mursi ve  Türkiyede Akp, Gülen ve benzerleri şahsında iktidar olduk. Bu iktidar ve para gücü, derunumuzdaki, ruhumuzun derinliklerinde olan nefis bozukluklarını ortaya çıkardı ve aktifleştirdi. Vicdanı, İnsafı, İzanı Merhameti kaybettik, agresifleştik, gaddarlaştık, zalimleştik Kurani  Akli ve İnsani ölçülerimizi yitirdik. Sinsileştik, ve islam adına nefsani arzularımıza teslim olduk. İblisi yöntemlere başvurduk. Adalet  huzur ve refaha ulaşalım derken, adaleti sadece mağdur ve mazlum iken, istedik. İşin başına, iktidara geçer geçmez, Hannas ve önceki zalimleri aratır olduk. Kuranın Bütün peygamberlere sosyal anlamda asli görev olarak yükümlediği, adaleti gerçekleştirme görevini, üstlenmek adına, en büyük adaletsizlikleri biz yaptık. Sadece adı ve şekli müslüman olanlara, dolaylı, yada direkt destek sunduk. Artık dünya insanlığı içerisinde, en zalim gaddar ve vahşi bizler olduk. İliklerimize kadar islamın Münker saydığı kebair günahlarla hemhal olduk. İnsanlık için yol ve nur olan dinimizi, insanlara yanlış gösterdik. Adalet refah ve huzur olan dini, zorbalık, Zulüm ve cahillik olarak sergiledik.

 

Degerli Baci ve kardeşlerim!

 

Bir Müslüman olarak hemen vazgeçmemiz gereken ve kesin bir dille red etmemiz gereken davranışlarımız vardır. Din adına ölümleri ve öldürmeleri durdurmaktır.

Dikkat edilirse Dindar diye sahneye çıkarak yıllardır kendi Populitelerini yükseltenler (Erdoğan Hamney) İslam ı tarihte atalarının uygulamaları gibi öldürmeyle tanıtmaktadırlar. Öldürerek iktidarı sürdürme Kültürü, Türk İslam Arap İslam ve Fars İslam sentezlerinin asli gayesidir. Bu gaye Din kullanılarak yapılan, işgalin talanın amentüsü olmaktadır. Yani İslam ın ve İmanın şartları bunlara göre iktidar olup hüküm sürmektir. Gerisi teferuatır. Bu amentü görüntüde dindir. Hakikatinde ise dinsizliktir. Hamuru ve mayası Milliyetçilik ve dinciliktir. bazen din adınadır, bazen beşeri İdeolojidir. Hangi din ve ideoloji olursa olsun, onlar için değişmeyen tek gerçek iktidardır. Turanizm ve Moğol istilasında Şamanizm, Pers imparatorluğu ve Sasaniler de Zerduştilik, Roma imparatorluğu ve Haçlı seferlerinde Hırıstiyanlıktır.

Emevi, Abbasi ve Osmanlılarda İslamcılıktır. İsrail de Yahudilik adına Siyonizm, Arıkan ve Myamnar da Budizm dir. Sünnilik ise; Irakta Saddamdır, TC de AKP Erdoğan, Suudi Krallığında Selefi Vahhabi, Afganistan da Taliban dır. İran da Şiii cumhuri İslamidir, Suriye de Alevi Esattır . iktidar için küresel terör olarak Daiş, El kaide ve Boko Haramdır.

 

Allah kendisine inanların hepsine sunu emir buyurmuştur.

 

“ Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık; Kim bir nefsi, başka bir nefse yada yeryüzündeki fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onun (ölmesine) öldürülmesine engel olarak diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. Maide 32.

 

 

Benim bugün sizlerle paylaşmak istediğim İslam adına hareket eden bizlerin Kuran ayetleri ile ölçüyü netleştirmesi ve mumelatımızı ona göre yaşamamizdir. İslamı iktidarla buluşturanlar, karşıt İslamın fikir babablarıdırlar.

Kuran dini olan İslam Kerbela çöllerinde kafası gövdesinden ayrıştırılmıştır. Gövde çölde bırakılmış, baş ise Bağdat ve Şam ın zindanlarına kapatılmıştır.

Kuran’ bir insanı öldürmenin insanlığı öldürmek olduğunu söylerken, İktidar İslam ı olarak günümüze kadar varlığını sürdüren İslam ise, İşgal ve katliamlarla tarihin delhizlerin de yol almıştır.

Bazen Şii olmuştur, bazen Sünni, ama yoluna hep öldürmeyle devam etmiştir. Kendi gibi düşünmeyeni ve itaat etmeyeni hunharca katl etmiştir. Dışarıdaki talan ve işgale de Allah u Ekber perdesi örtülerek yapılmıştır.

 

Kuran ‘bir mümini öldürmenin cezasının ebedi cehennem’ olduğunu söyler. Bunlar ise Mümine kafir damgası yapıştırır, öyle katl eder. İran Şii İslam adına onun zulmüne boyun eğmeyeni Allah a isyan diye darağacına çeker. İŞİD kendisine tabi olmayanları tekfir eder, malını ganimet, namusunu cariye olarak alır. Erdoğan ve Akp ise katletme, yıkma ve talan etme ile iktidarını müdaimleştirir.

Somada madenci öldürür kaderdir der. Havaalnında işçi öldürür, teröristtir der. Afrin de Kadın, çocuk, yaşlı katl eder Allah Allah der, camilerde fetih süresi okutur. Nemrudun, Firavunun, Rom Kaiserinin, Stalinin, Hitlerin yaptığını yaparlar, ama peygamberlerin takipçileri olduğunu propaganda ederler. Peygamberler ise Kutsal kitapların emirlerine uyarak, hayatı ve huzuru topluma yerleştirme çabasını gerçekleştirmişlerdir.

Kuran bir kişiyi haksız yere öldürenleri insanlığı öldürmekle eşit saymıştır. Kurana inandıklarını söyleyen Mukezzibinler ise, sadece öldürüyorlar.

Kuran bir kişiyi hayata döndürmenin, bütün insanlığı hayata döndürmek olduğunu söyler. İnananlar yaşatmalı öldürmemeli, öldürenler ise inanmayanlardırlar. İktidar putuna tapan Müslümanlar, bu putu kırmadan Kuranda ki İslam a rücu edemezler. Kurana inanlar yaşatırlar, inanmayanlar öldürürler.

 

Degerli Dava arkadaşlarım!

 

Müslüman mutlak güç ve iktidar sahibinin Yaratıcı olduğuna iman eder, yeryüzündeki geçici iktidara tenezzül etmez; Hikmetli söze, kitaba ve adalete talip olur. Müslüman Adaleti yıkarak, kalp kırarak, zulmederek oluşacak güce karşı muhalefet eder. Bu zalim gücü red eder. Bu gücün yayılmasını, büyüyüp gelişmesini kabullenmez. Zorba ve vesayet rejimlerini, insanın insan üzerinde olan haksız tasarrufunu red eder. Müslüman, daha fazla güç değil, daha fazla adalet ve hak için uğraşır. Allah’ın affetmediği günahın kul hakkı olduğunu bilir ve hiç bir şekilde kul hakkının ihlalinde yer alamaz, destekleyemez, onaylayamaz. Uhrevi hayatını mahf etmeyi göze alamaz.

 

Müslüman haksızlık yapamaz Hakkı ve adaleti yüksek tutan şahitler olmaya çaba gösterir.

 

Kuran derki: Nefsinizin aleyhinede olsa hakki söyleyin.

Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. ﴾ nisa 135﴿

 

Kurana Inanan, insanları kula kulluktan Allah’a kulluğun özgürlüğüne çıkarmaya çalışır. Ezanın bir özgürlük çağrısı olduğunun farkındadır. Peygamberlerin ve onların yolunu takip eder. Onların arkadaşı olmak için cehd eder.

Müslüman sorumluluğa talip olur. Ancak sorumluluklarını adaleti üstün tutarak yerine getirilmesine yarayacak yetkiyi ister, daha fazla yetkiden imtina eder. Çünkü Müslüman sahis: İslamın birinci ilkesinin, hakları tanıma ve haddini bilme dini olduğunu yaşayandır. O bilir ki haddini aşan, mutlaka zıddına dönüşür. Müslümanın zıddı zulüm, fitne, fesad ve şirktir.

Müslüman itibarı

lükste, gösterişte, kabadayılıkta, uçakların sayısında, arabaların hızında, toprakların genişlemesinde, korumaların çevikliğinde görmez. Müslüman itibarı ancak insanlara hayırda yarışmakta görür. O bu ayeti uygulamak zorundadır. ‚ İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın’. Maide 2.

Tüm insanlara. Bu yarışın tek yargıcı Allah’tır. Sadece O’nun indinde itibar ister. Alçakgönüllülüğe, tevazuya talip olur. Arzularını kontrol etmeyi cihad sayan bir dinin mensubu olduğunu unutmamaya çalışır. Kibrin istikbara, istikbarın “müstekbir” olmaya, “esfel-i safilin”e yuvarlanmaya yol açtığını bilir. Müslüman “haramdan uzak durmak” ne demektir anlamayı görev bilir. Bilir ki debdebe ve şaşaa içinde yaşayanın, etrafında sadece kendisini alkışlayanlar ve temenna edenler isteyenin, Allah’la bağını koruması mümkün değildir. Debdebeye talip olanın evine haram girmesi, ailesi ve yakınlarının her geçen gün daha çok haram içinde yaşamaya başlaması kaçınılmaz olur.  Müslüman, kamu yetkisi verilip de itibarı debdebede, sarayda, şaşaada görenin er ya da geç zalimleşeceğini bilir. Müslüman, içlerindeki ahmakların şirk, zulüm, hırs ve egolarına hoşgörünün helak doğuracağı haberini Kur’an’dan almıştır. Bu yüzden Müslüman elbisesini, fikrini, kalbini, vicdanini temiz tutar, uyanık durur sorgular ve uyarır.

Müslüman paylaşmaya, üretmeye, işçi hakkının alın teri kurumadan verilmesi gerektiğini bilir. Hakkıyla ölçüyle ticarete, herkesin faydasına olanı gözetmeye talip olur. Belli kimseler arasında dönüp dolaşan servetin ancak yetimlerin aç kalmasıyla mümkün olacağını bilir. Bir çok malın ve servetin bir kişinin olduğunda, milyonlarca insanın fakirlik ve aç kalacağını bilir. Allah’ın dünyayı tüm canlıların hakkı ve tüm canlıların temel ihtiyaçlarına fazlasıyla yetecek kadar yarattığını bilir. Bu dengeyi bozacak hiçbir politika, siyaset, ideoloji veya projeye prim vermez ve destek sunamaz.

Müslüman  Her yerde ve her işte ehliyet ve liyakatı esas alır. Peygamberimizin, „işi ehle vermediğiniz zaman, kıyameti bekleyiniz „ sözleri onun kulaklarını patlatır. Allah’ın merhameti ve sevdiklerinin sevgiyle mukabelesi dışında, haketmediği hiçbir şeye talip olmaz. Çünkü imtiyazla korunmuş makamların sadece zulum mekanizmaları olacağı bilincindedir. Piramit düzeni değil, herkesin birlikte saf tuttuğu, herkesin imam olabildiği bir halka düzeni ister. Müslüman ceket iliklemeye, temenna etmeye, ulufeye, makama talip olmaz. Çünkü Müslüman namaz kılar; ancak Allah’a eğilir ve kelime-i şehadet getirdiği her seferde, Peygamberinin bile önce Allah’ın kulu sonra elçisi olduğuna inanir. Allah’tan başka bütün putları, ilahları, sultanları, kralları, efendileri, şefleri ve para bablarını başkanları red eder.

Müslüman kin ve nefret gütmez. ; Kinin Peygamberin söylevi ile ; Ateşin odunu yaktığı gibi bütün iyi amelleri yok ettiğini bilir.Tevhid’e talip olur. Tevhid Allah’ı birlemek ve insanları birleştirmektir. Ötekileştirmek, kategorik düşmanlık etmek, varlık temelli düşmanlık gütmek Müslüman’ın tüm imkanlarıyla mücadele etmesi gereken bir zihniyettir. Irkçılık gibi, toptancı etiketler gibi. Müslüman linç uygulamayı zulum, düşmanlıkta aşırı gitmeyi Allah’a isyan kabul eder. Çünkü Müslüman her insanın İslam’ı hakettiğine ve her nefeste bu imkana sahip olma hakkını taşıdığına inanır. Kadını erkekten aşağı veya yukarı; siyahı beyazdan aşağı veya yukarı, Türk ü, Arab i, Fars i, Kürtten fazla göremez.

.

Müslüman propagandanın etkisinde kalmaz ve propaganda yapmaz.

İrşad, tebliğ ve daveti esas alır. İnsanlara korku, manipülasyon, montaj, algı operasyonu çekmeye kalkmaz. Yalanla, hileyle, karalamayla iş tutmaz. Mahremi ifşa etmez. Kendi kötülüğünü örtbas etmez. İyiliği, dosdoğru olmayı, hakkı, hayrı, sabrı, barışı tavsiye eder. İyiliği ve hakkı tavsiye ederken ücret istemez, maaş istemez, insanlara bir lütufta bulunuyormuş gibi kibirli davranamaz; can dostunun kötülüğünü aklayamaz, can düşmanına bile iftira edemez. Kendisine kötü sözler söylediler diye insanların emeklerini, rızıklarını, Allah’ın bahşettiği temel hak ve hürriyetlerini tehdit edemez, edene de karşı çıkar.

Müslüman aldatmaz.  Allah’la, dinle aldatmaya cesaret edemez. Müslüman aldatılmaz. Peygamber demiştir: Mümin aynı delikten iki sefer sokulmaz. Bizi kandıran bizden degildir“ Diyen peygamberin ögrencisidir Müslüman.

Çünkü Müslümanın prensip ve ilkeleri vardır onları esas alır. Onun zihniyetinde bu oturmuştur: Hangi tercih Allah’ın rızasına daha uygundur? Ve yakindir? Ona bakar.

 

Müslüman takiye yapmaz. Esir iken, ölüm tehlikesiyle yüz yüze iken ancak canını ve namusunu kurtarmak için bireye verilen bir zorunluluk için olduğunu bilir. Bu zorunluluğu çıkar için, gündelik rahatı için, nefsini tatmin için kullanamaz. Takiyye ile riya; iman sahibi davranış ile münafık davranış arasındaki farkı bilir. Musa’ya verilen mesajın da İsa’ya verilen mesajın da takiyye ve liderleri putlaştırmaktan ötürü tahrif edildiğini bilir. Bu tahrifatı dinlerin son halkası olan İslama sokmaya cesaret edemez.

 

Müslüman savaşa talip olmaz. tutuştuğu her savaşa da Cihad demez. Müslüman esasen her yerde her zaman barış için çalışır. Savaşı ancak nefsi müdafaası için veya mazlumların müdafaası için kaçınılmaz olduğunda seçer. Savaşırken Allah’ın hadlerine dikkat eder. Allah’ın rızası için girdiği savaşta yüzüne tüküreni affeder çünkü nefsi için değil, hak için savaştadır.

 

Bütün bu anlattıklarımızdan sonra bizler Cemaat olarak ne yapmalıyız?

 

 

 

 

CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTANÊ NIN RENCBERLERI,

çalışan ve inananları olarak, kendimizi yeniden düzenlemek ve geçmiş hatalardan kurtulmak için, cahilliğe, haksızlık ve günahlara karşı mücahede etmeliyiz. Müslümanlar olarak, Katillik, Faizcilik, İftiracılık, Yalan, Rüşvet, adam kayırma, Ehile sırt dönme gibi, hastalıklar ruhumuzu, beynimizi ve bedenimizi çepeçevre kuşatmış durumdadır. İslam ahlakının red ettiği bu ölçüler, müslüman cemaat ve şahıslarda, kronik bir ahlak haline gelmiştir. Bu kadar islam dışı hastalığa düçar olan sözde dini önderler, müslüman topluma şifa dağıtmaya çalışmaktadırlar. Bu hastalıkların hepsi, bu kesimler tarafından Virus misali, toplumun hücrelerine kadar bulaştırılmıştır.

Dikkatinizi bir noktaya çekmek Isterim. Müslümanların sabır, umut, yardımlaşma, şeffafiyet, aklı kullanma, çalışkanlık, ahlak, vicdan, Iman, ilim irfan ve sanatın yerini, Politik tarafgirlik, hakikatların propagandaya alet edilmesi, Cehalet ve tembellik almıştır. Dinlerin ve özellikle islamın hedefi olan sosyal adalet, aileden başlayarak bütün ilişkilerde yerle bir edilmiştir. Nicelik niteliğe tercih edilmiştir. Şeffaflık ve hesap verme biz müslümanların literatüründen tamamen çıkmıştır. Ne Allah a ne topluma hesap vermeye yanaşmamaktayız. Dinimizin istişareye atf ettiği önem ortadayken, biz istişare kanallarını tamamen kapatmış, yada göstermelik hale getirmişizdir. Bizlerin kullanmış olduğu bütün yöntemler, insanları hem dünyevi hemde uhrevi huzurdan uzaklaştırmıştır.  Hiç bir Iman sahibi nefer, Ne fani bir şahsa, nede maddi bir güce hayran olmalı, nede düşmanlık yapmalıdır. Müslüman olan bir birey, Allah ın buyruğu, Peygamber yaşamı ve akli melekeler dışında bir şeylere Iman etmez. Bu olgulara Iman eden şahıs, özgürleşir ve Iman ettiği bu değerler sayesinde, hiç bir koşulda ümitsiz olmaz. “ÜZÜLMEYINIZ GEVSEMEYINIZ EGER GERCEKTEN IMAN ETMISSENIZ BASARACAKSINIZ”. Ayeti bunun kuranı düsturudur. Imanlı şahıs Allahın hikmetlerini akli melekeleri ile görmeye çalışır. Sonsuz kuvvet, kudret ve merhametten ümit kesmez. Hem kendi nefsine, hem ailesine, hem çevresine hemde kendisini yönetenlere hakkı tavsiye eder, yegane güç  ve Mülk sahibi olan Allah a dayanır.

 

Değerli Mümin dava arkadaşlarım.

  1. a) Peygamberimizin kırk yaşına kadarki, El Emin lakab lı hayatı, risaletinin temeli olmuştur ve risalet bu eminlik üzerine inşa edilmiştir. Bu temel prensip bizlerde yok olmuştur. Bizde eman ve emniyet kalmamıştır.

 

  1. b) Bizi eleştirenleri düşman görmekteyiz. doğru söze kızmakta ve köpürmekteyiz. Bizi alkışlayanlara ve tezahürat yapanlara itibar etmekteyiz. Daha çok maddiyatla uğraşmakta, Manevi bereketi unutmuş durumdayız.

Oysa Allah Nisa suresinde söyle buyurur. Bütün yanlış günah ve eksiklikler sizin nefsinizden, Güzellikler ve başarılar bendendir.

 

  1. c) CIVAKA İSLAMIYA KURDİSTAN DA, dava kardeşliği yapanlar Kuvveyi maneviyi ve kardeşliği anlamalı, bu değerleri vazgeçilmez olarak telakki etmelidir. Bu akıldan çıkarılmamalı, Sadece maddi kuvvete dayananlar çok çabuk yozlaşır ve bütün değerlerini yitirirler.

 

  1. d) Bize riyakarlık telkin edenlere, dalkavukluk yapanlara kulak asmamamlıyız. bizden olmayan, dışımızdakilere töleranslı davranmalıyız,

 

  1. e) Dava arkadaşlarımızın dertleri ile dertlenmeli, ufak tefek şeyler için kardeşlerimizi kırmamalıyız. Maddi ufak tefek şeylere tenezzül etmemeliyiz.

Dürüst samimi ve emin olmalıyız. Birbirimizi sevmeli uhuvvet, muhabbet geliştirmek için mücadele etmeliyiz. Dava adamları ilke ve prensiplerinden  asla taviz vermemeliyiz. Mütevazi olmalı, Şaibe dolu işlerden uzak durmalıyız. Kandırılıp uyutularak diğer devlet, parti, cemaat, tarikat ve kötü ortamlarda heba olan mazlum ve sahipsiz kardeşlerimizi mutlaka yanımıza, saflarımıza çekmeli ve saflarımızı sıklaştırmalıyız. Doğru ve haklı yolda olduğumuza inanıyorsak, bitmez tükenmez bir imani enerji ile  çalışmalı ve başta kendi insanımız olmak üzere herkesi bu haklı kervanımıza dahil etmeliyiz.

 

  1. f) Birbirimizi dinlemeli, değer vermeli, samimi davranmalı, cemaat tartışma ve nizalarımızı ulu orta yapmamlıyız. Başta kendimizi, cemaat ve çevremizi bilgi, ilim, hikmet ve irfan la tanıştırmalı, etrafımıza ilim ve amelimizle ışık olmalıyız. Birbirimizle çekişmeleri bırakmalı, işlerimizi Allah rızası için yapmalı, mükafatıda Allah tan istemeliyiz.
  2. g) Şura üyeleri, Alim ve kurum yöneticilerimize saygı göstermeliyiz. Seydalarımız da maddiyata tenezzül etmemli ve ilmin vakarını lekedar etmekten imtina etmelidirler.

 

  1. h) Milletimize, muhtaçlara, camilerimiz ve hareketimize ulaştırılmak üzere toplanan maddi değerler, çarçur edilmemeli ve beytulmal olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.

Kardeşlerimiz meclis ve dernek çalışanları ile güzel bir anlayışla harket etmeli, hatta örnek davranışlar sergileyerek onlarında muhabbetini kazanmalıdırlar. Bölge ve alanlarda yaşanacak sorunlarda karşılıklı anlayış çerçevesinde harket edilmelidir. Meclis ve derneklerle yaşanacak sorunlarda, didişmeden tahribatlara sebebiyet vermeden CIK in şura üyeleri haberdar edilmelidir.

  1. j) CIVAKA İSLAMİYA KURDİSTAN OLARAK dini hizmetlere, eğitim ve ögretime, Cematlesmeye yoğunlaşmalı ve aşırı siyasileşmekten, maddileşmekten kaçınmalıyız. Bütün Kardeşlerimiz ve dava arkadaşlarımız, önlerine haftalık, aylık yıllık olarak planlamalar çıkarmalı ve hedeflediklerine ulaşmalıdırlar. Her tarafta Temsilci, temsilcinin olduğu alanlarda komite komitelerin olduğu alanlarda kurumlaşmaya gidilmelidir. Öyle bir cemaat olmalıyızki her insan islamı yaşayan cemaat olarak bizleri görmelidir. İnsanlara şunu söyletmeliyiz. İslamı tanımak istiyorsanız Cıvaka islamıya Kurdistan a gitmelisiniz. Anlattıklarımız zor ve zahmettir ama zahmete de rahmetin olduğunu unutmamalıyız. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

 

CIVAKA ISLAMIYA KURDISTAN GENEL BAŞKANI HAFIZ AHMET TURHALLI

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here